Skip to content


TAKSİM-BEYOĞLU-GALATA

Taksim Taksim
Atatürk Anıtı, Atatürk Kültür Merkezi ve yoğun trafiği ile Taksim, Dolmabahçe’ye, Maçka’ya, Şişli’ye, Şişhane’ye, Tünel’e ve Cihangir’e akan yolların kesişim noktasıdır.

Taksim denince ilk akla gelen isim, kuşkusuz İstiklal Caddesi’dir. Taksim’den başlayarak Tünel’e kadar uzanan İstiklal Caddesi, Beyoğlu’nun tam kalbine inen bir yolculuğun değişmez rotasıdır. Araç trafiğine kapalı olan caddenin tek ulaşım aracı nostaljik tramvaydır. Telaşlı kalabalığa rağmen bu yol boyunca yürümek, geçmişten günümüze bir yolculuk gibi olacaktır. Bir başka seçenek de bu kısa yolculuğu, bir zamanlar İstanbul’un tek toplu taşıma aracı olan tramvayla yapmak.
Bu mekân, yemek içmek konusunda dünyaca ünlü fast-food restoranlar, kebapçılar, pideciler, Osmanlı, Meksika, Çin, İtalyan mutfakları, ev yemekleri ve hatta simitçilerden oluşan geniş bir seçenek sunar. Özellikle Çiçek Pasajı turistlerin ilgisini çeker. Geniş ve yüksek bir pasaj olan Çiçek Pasajı’nda onlarca restoran, Klasik Türk Müziği eşliğinde keyifli bir yemek yemek isteyen herkesi ağırlıyor…
İstiklal Caddesi’nin kendisi ve onu dikine kesen ve hatta paralel sokakları cafeler, barlar, sokak pubları, gece klüpleri ile doludur…
Ayrıca, çok salonlu sinemaları, AKM’si, özel tiyatroları, şehir tiyatrosu, sergileri sağlı sollu galerileri ile bu bölge, kültürün de kalbi gibidir.

Yerleşim
Semt olarak Beyoğlu, Tünel-Taksim arasında uzanan İstiklal Caddesi’ni, caddeye açılan sokakları, Taksim’den Tünel’e kadar olan bölgeyi kapsar. Semt tarihsel yerleşim olarak ve beledi idare açısından Galata-Şişhane aracılığıyla tarihi yarımadaya, Taksim aracılığıyla da Nişantaşı, Harbiye’ye kadar uzanan bir bölgeyi kapsar. Cihangir aracılığıyla Kabataş’a ve oradan da Boğaz’a ulaşır. Yine Taksim’den Ayaspaşa-Gümüşsuyu aracılığıyla Tophane’ye ve yine Tarihi Yarımada’ya ve Boğaz’a bağlanır. Beyoğlu tüm bu semtlerin ortasında ve merkezi bir konumda yer alır.

Beyoğlu
Sarayburnu’nun karşısında gelişen Galata’nın bir uzantısı olan Beyoğlu Osmanlı’dan önce “Pera” adı ile bilinirdi. Beyoğlu ismi Osmanlı’nın İstanbul’u almasından sonra kullanılmıştır. Beyoğlu’nun tarihsel gelişimi, İstanbul’un tarihi semtleri göz önüne alındığında hayli yeni sayılabilir. Ama biz bu semtin tarihini komşusu Galata’dan soyutlayamayız. Dolayısıyla Bizansın ruhunu verdiği bu görkemli kent için makus talih anlamına gelen Latin-Haçlı işgali, Beyoğlu’nun da varoluşu için bir anlamda şafak vakti sayılabilir. Haçlıların işgali ile her yer yağmalanır, Moğol istilasının Anadolu’da yol açtıklarının bir benzeri Haçlılar eli ile Bizans İstanbul’unda yaşanırken, daha önce Bizansın egemenliği altında yaşayan İtalyan kolonileri, bu durumdan yararlanarak özerkliklerini kazanırlar. Latin işgaline karşı kentini yeniden ele geçiren Bizans, Ceneviz kolonisinin artık tarihi yarımada içinde yaşamasına izin vermez, böylece onları Haliç’in karşı kıyısına henüz tam anlamı ile yerleşime açılmamış olan Galata’ya doğru sürer.

İstiklal Caddesi

Her semtin bir kalbi vardır, bu ya bir eserdir, ya bir meydan. Beyoğlu Meydanı’nın ünü bir yana, Beyoğlu’nun kalbi bir tek eserde ya da mekanda değil “İstiklal Caddesi” boyunca atar. Tarihi boyunca semte ruhunu veren gezinti mekanı, eskilerin deyimi ile piyasa yapılan yer “İstiklal Caddesi” olmuştur. Beyoğlu’nda Taksim ve Tünel arasında yer alan bu cadde geçmişinden beri (1960’lardan 80’lere dek süren bir arayı saymazsak) İstanbul’un en kozmopolit caddesidir. İstiklal Caddesi’nin gelişimi Beyoğlu’nun gelişimine paralel bir yol izlemiştir.

Fransız Kültür Merkezi
Taksim Meydanı cihetinden girildiğinde, İstiklal Caddesi’nin başında, Beyoğlu’nun başlangıç noktası kabul edebileceğimiz yerdedir. Halihazırda İstanbul’daki çeşitli Fransız-Türk ortaklığı kültürel etkinliklerin düzenlendiği bir merkez konumunda olan ve kültürel etkinliklerin yanısıra dil kurslarının da verildiği bina, 17.yy’da Pera bölgesinin ilk yabancı misyon binası olan Fransız Büyükelçiliği ya da Fransız Sarayı ile eş zamanlı olarak yapılmıştır. Bina ilk yapıldığında hastane olarak hizmet verecek biçimde inşa edilmişti. 17.yy’da ahşap olarak yapılan bina 19.yy’a dek bir çok onarımdan geçti. 1898’de taş olarak yeniden yapılan bina 1920’de beri İstanbul Fransız Başkonsolosluğu binası olarak hizmet vermektedir.
1940 yılında konsolosluk binasında kurulun dil kursları da vermesi ile bina Fransız Kültür Merkezi haline geldi. Kültür merkezinde ilk kurs 1975’te açıldı. O zaman öğrenci sayısı üçyüzken bu rakam ilerleyen yıllarda 3000 kişi civarına ulaşmıştır.

Ağa Camii
Ağa Camii
Beyoğlu’nda İstiklal Caddesi üzerindedir. Caminin bulunduğu yer itibari ile batısı Sakızağacı Caddesi’ne, kuzeyi ise Maliyeci Sokağı’na bakacak biçimdedir. 1594 yılında Galatasaray Ağası Şeyhülislam Hüseyin Ağa tarafından yaptırılan cami, daha sonra II. Mahmud döneminde 1894 yılında onarım görmüştür. Doğudan Rumeli Han’a bitişik olan caminin etrafını çepeçevre avlu duvarı kuşatmış bir haldedir. Bu duvarların İstiklal Caddesi tarafına bakan yüzünde demir parmaklıklı, tel örgülü pencere açıklıkları ve bir de kapı yer alır. Maliyeci Sokağı’na bakan ana kapıdan avluya girilir. Tamamı kesme taş olan yapının tüm kenarları taraklı mozaikle çerçeve içine alınmıştır. Cami, üstte sivri kemerli, dışarıdan revzenle (alçı dolgulu renkli cam ) kapalı, içerden ise stilize çiçek motifli, renkli cam pencerelerle, altta ise dikdörtgen kesitli ve demir parmaklıklı iki sıra pencereyle aydınlanmıştır. Yapıyı saçak hizasında dolaşan palmet filizinin hemen altında bir üçgenler kuşağı yer alır. Dışarıdan çokgen bir çıkma yapan mihrabın hemen arkasında, içinde caminin banisi Hüseyin Ağa’nın gömülü olduğu küçük bir hazire yer alır. Caminin kuzeybatısında kesme taş minarenin dikdörtgen kesitli kaidesinden petek kısmına, prizmatik üçgenlerle geçilmiştir. Silindir gövdeli ve şerefe korkulukları kesme taş olan minare, ahşap üzerine kurşun kaplı bir külah ile örülmüştür.

Galatasaray Hamamı
Hamam, Galatasaray Lisesi’nin sol tarafında ve Turnacıbaşı Sokağı ile Çapanoğlu Sokağı’nın kavşağında yer almaktadır. İlk olarak II. Bayezid döneminde, 1481 senesinde o dönem yapılan ve semte ismini veren Galatasaray mektebinin içinde yapılan külliye ile birlikte inşa edilmiştir. Hamam Cumhuriyet dönemine dek bu Enderun mektebi ile ilişkiliydi, sonraki yıllarda Galatasaray Lisesi’nin arka bahçesine bakan bir kapısı vardıysa da daha sonraları bu kapı örülerek, hamam tamamen bağımsız bir yapı kazanmış ve bu süreçten sonra bir çarşı hamamı niteliği kazanmıştır. Hamam, en son 1965’te bir onarım görmüştür.
Galatasaray Lisesi“Mekteb-i Sultani”, “Galata Sarayı Mekteb-i Sultanisi”, “Umim-i İdadi” ilk adlarıdır. “Galatasaray Mektebi” de denmiştir. 1 Eylül 1868’de İstanbul’da öğretime açılan ve Tazminat eğitiminin simgesi sayılan Türkçe ve Fransızca programlı okul, Osmanlı’nın yenileşme çerçevesinde oluşturulan eğitim politikasını yansıtır.

Galatasaray Postanesi
İstiklal Caddesi’nde Galatasaray’dan Taksim’e çıkarken Galatasaray Lisesi’nin karşısında yer alır. Postane binası 1875’te inşa edilen bina, önceleri Tüccar Thedor Sıvacıyan’ın mülkiyetinde konut olarak düşünülmüş, alt katında da Bay Apalonotos tarafından ecza laboratuarı olarak işletilmiştir. 1907’de “Beyoğlu-Posta Telgraf Merkezi”ne dönüştürmüştür.

Yerrortutyun (Surp) Ermeni Katolik Kilisesi
Beyoğlu’nda İstiklal Caddesi’nde yer almaktadır. Burada yer alan ilk kilise 1699’da Latinler tarafından inşa edilmiş ve 1762’de yanmıştır. 1770’te yeniden, ancak bu kez kagir olarak inşa edilen kilise aynı zamanda Latin papazları için tutukevi olarak da kullanıldı. Bir süre Avusturya Konsolosluğu’nun ibadet yeri olarak da kullanılan kilisenin bu durumu, piskoposluk tahtının tam karşısında yer alan ve üzerinde Avusturya kartalını simgeleyen kabartmadan yola çıkarak anlaşılmıştır. Bu kilisenin Ermeni-Katolik cemaatine ne zaman geçerek, onlar tarafından kullanıldığı hakkında ise net bir bilgi bulunmamaktadır.

Saint Antoine Kilisesi
Beyoğlu’nda, İstiklal Caddesi üzerinde Galatasaray’dan Tünel’e giderken sol kol üzerinde, çevresinde yer alan apartmanların arasında yer alır. Kilise ve apartmanlar İstanbul doğumlu Giulio Mongeri’nin eseridir. Fransızca adı Saint Antoine olarak bilinen kilisenin asıl adı-İtalyan rahiplerin yönetiminde olması nedeni ile St. Antoıne’dir.

Pasajlar

Afrika Pasajı
Beyoğlu Büyük ve Küçük Parmakkapı Sokakları’nın arasında bulunmaktadır. Beyoğlu’nda yer alan diğer pasajlardan Anadolu ve Rumeli Pasajları gibi bunun mülkiyeti de Ragıp Paşa’ya aitti. Bu pasaj diğer ikisinden sonra yapıldığı için yapım tarihi daha yenidir. Altı katlı bir yapının en altını oluşturan pasajın üstü ise ağırlıklı olarak Levantenlerin kaldığı bir apartmandı.

Rumeli Pasajı
Anadolu Pasajı’nı geçtikten sonra İstiklal Caddesi’nde Taksim’den Galatasaray’a doğru giderken sağ kol üzerinde Sakız Ağacı Sokağı ile İmam Adnan Sokağı arasında yer alır. Bu pasajında müteaahiti ve sahibi Mabeyinci Ragıp Paşa’ydı.

Anadolu Pasajı
İstiklal Caddesi üzerinde Atlas Sineması’nın yanında bulunan, eski ve ünlü Beyoğlu sokaklarından Alyon Sokağı’na açılan bir konumda bulunan Anadolu Pasajı 20. yüzyılın başlarında faaliyete geçmiştir. Pasajın sahibi bölgede bulunan diğer iki pasajın yani Afrika Pasajı ve Rumeli Pasajları’nın sahibi olan, II. Abdülhamid’in mabeyincilerinden, Eğribozlu unvanı ile tanınan Ragıp Paşa’ydı.


Halep Pasajı

İstiklal Caddesi üzerinde, geçmişteki adıyla Cité de Pera, bugünkü adıyla Çiçek Pasajı’nı geçtikten sonra, Taksim yönüne doğru ilerlerken 1886 yılında M. Hacar tarafında yaptırılan ve kendisi Halepli olduğundan bu adla anılan Halep Pasajı bulunmaktadır.

Avrupa Pasajı
Aynalı Pasaj olarak da bilinen Avrupa Pasajı Beyoğlu’nda Meşrutiyet Caddesi ile Sahne Sokağı’nı (eski adları ile Hamalbaşı Sokak ile Tiyatro Sokağı) birbirine bağlayan, kâgir bir binada bulunmaktadır ve pasaj Beyoğlu’ndaki en eski pasajlardan biridir.

Sinemalar
Sinema denilince akla gelmesi gereken yer Beyoğlu’dur, çünkü halka açık ilk gösterim burada Galatasaray’da Sponek Birahanesi’nin salonunda yapılmıştır. II. Abdülhamid’in kızı Ayşe Osmanoğlu’nun anılarına göre, Türkiye’de sinemayı, 1896 yılında Bertrand adlı bir Fransız getirmiş ve ilk filmi saray halkı izlemiştir. İlk halka açık gösteri ise 1897′de Polonyalı Sigmund Weinberg tarafından yapılmıştır. Galatasaray’daki Sponek Birahanesi’nin salonundaki gösteride Lumiere’lerin ‘Bir Trenin La Ciotat Garına Girişi’ adlı filmi gösterilmişti.

Alkazar Sineması
Beyoğlu İstiklal Caddesi’nde Büyük Parmakkapı’yı geçtikten sonra Ahududu ile Kuloğlu Sokakları’nın arasında, no. 179’da yer alır. Sinemanın olduğu binanın ön cephesi ise İstiklal Caddesi’ne bakar. Bulunduğu yerde 1923’ten beri faaliyet gösteren sinema binasının ilk yapım tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, yapım tarihinin 1918 ya da 1920 olduğu düşünülmektedir.

Emek Sineması
Beyoğlu’nda Yeşilçam Sokağı’nda yer alan bu tarihi sinema salonu 1924’te “Melek Sineması” adıyla perdelerini açtı. Sinemaya “Melek” adı sinema perdesinin de yer aldığı sahnenin iki yanında yer alan iki melek tablosundan dolayı verilmiştir.

Saray Sineması
Beyoğlu’nun en eski sinemasıydı. 1930’da, Beyoğlu İstiklal Caddesi, no. 112’de Lüksembourg Apartmanı’nda “Glorya Sineması” adı ile faaliyetine başlamıştı. Ancak sinemanın tarihi, bu ismi almasından öncesine dayanır.

Elçilikler

İngiliz Konsolosluğu
Beyoğlu’nda, Galatasaray’da Tarlabaşı’na açılan caddede yer alır.

Fransa Elçiliği Binası ya da Fransız Sarayı
Taksim’den girişte İstiklal Caddesi’nin başında, günümüzde Nuriziya, Tomtom Kaptan, Seferbostan ve Çukurbostan Sokaklarının kesiştiği noktada bulunan arazi üzerindedir.

Mekanlar

Hacı Abdullah
Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde “Karaköy Rıhtımı”nda “Abdullah Efendi” adıyla bir lokanta açılır. Lokantanın işletme ruhsatı bizzat Sultan II. Abdülhamid Han tarafından verilir. Ülkeleri adına İstanbul’u ziyaret eden resmi ve özel heyetler, “Abdullah Efendi”de ağırlanır.
İnci Pastanesi
İnci Pastanesi
İstiklal Caddesi üzerinde Atlas Sineması civarında bulunan ve “Profiterol”ü ile ünlü pastane. İlk temelleri 1910 yılında atılmışsa da pastanenin kuruluşu daha geç bir döneme, 1930’lu yıllara denk gelir.

Çiçek Pasajı
Haldun Taner’in “dünyanın en civcivli meyhanesi” olarak nitelendirdiği Çiçek Pasajı, 1978 yılında çökene kadar popülerdi. Banker Hristaki Zografos Efendi tarafından 1876 yılında “Cite de Pera” adıyla yaptırılmış ve sonradan “Çiçek Pasajı” ismini almıştır.

Markiz Pastanesi
Beyoğlu’nda İstiklal Caddesi’nde bulunan tarihi Pastane Beyoğlu’nun iyi günlerinin sembolü olan bir mekandı.

Tünel
İstiklâl Caddesinin, bir ucu Taksim Meydanı diğer ucu da Beyoğlu’nun Tünel semtidir. Bu semt ismini, Karaköy ile Beyoğlunu yeraltından birbirine bağlayan dünyanın en eski metrolarından biri olan TÜNEL’den almaktadır.
Bu kısa mesafeli metro Sultan Abdülaziz devrinde inşa edilmiştir. Tünel, 1863′de Londra’da hizmete giren yeraltı toplu taşıma sistemlerinden sonra inşa edilen dünyanın en eski 2. yeraltı toplu taşıma sistemidir. Toplam uzunluğu 573 m. olan Tünel’in inşaatına 1871′de başlandı ve inşaat 1874′te tamamlandı.
1910 yılında elektrikli sisteme geçen Tünel 1939′da İETT genel müdürlüğüne devredildi. 1970 yılında bir Fransız firması tarafından tamamen yenilendi.
wikipedia‘dan alındı.

Galata Mevlevihanesi
XIII. yy’da Mevlevi Celaleddin-i Rumi’nin kurduğu Mevlevi tarikatı, İstanbul’un fethinden sonra geçici bir süre Vezneciler’deki Kalenderhane’de yer aldıktan sonra, 1491’de Galata Surları dışındaki bağ ve bahçeler arasında “asithane”sini kurmuştur. “Kulekapı Mevlevihanesi” denilen ilk kuruluşun yapısal ayrıntıları bilinmemektedir. Yapı 1548 sonrası sahipsiz kaldığından Halveti tekkesi ve medrese olarak kullanılmıştır. 1608 onarımından sonraki dönemlerde, “semahane” odaklı kurgusu, 1765 yangınından sonra da pek değişmemiştir. Mevleviliğe yakınlığı bilinen III. Selim, 1792’de yaptırdığı onarım sürecinde “Hünkar Mahfili”de ekletmiştir yapıya.

Günümüzde Galip Dede Caddesi olarak adlandırılan sokak üzerindeki cümle kapısını da içeren yapı gurubunu, 1819’da dönemin güçlü kişisi Halet Efendi, erken “ampir” biçeminde kagir olarak yaptırmıştır. Kapının sağındaki çok amaçlı yapı, alt katında sebil, çeşme, “muvakkithane”; iç avludan çıkılan üst katında kütüphane ve mektebin yer aldığı iki katlı bir yapıdır. Solundaki açık türbe 1871’de hayli değişik, seçmeci bir üslupla, tekne tonoz üstüne piramidal basamaklı mermer bir çatı getirilerek yeniden yaptırılmıştır.

1975’ten beri müze olarak işlevlendirilen Mevlevihane’de ara sıra “sema” denilen ayinler düzenlenerek, müzik ve raksla vecde gelen dervişlerin gösterilerinde, Anadolu’da yeşeren en köklü tarikatlardan birinin tören ve töreleri hala yaşatılmaktadır.
Galata Mevlevihanesi ile ilgili daha fazla bilgi için tıklayınız.

Galata Kulesi
Galata
Dünyanın en eski kulelerinden biridir. 528 yılında Bizans İmparatoru Justinianus hükümdarlığı sırasında yapılmıştır. 13. yüzyılda Cenevizliler tarafından kullanılmıştır. 1453′te Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethiyle birlikte Osmanlı İmparatorluğu’nun yönetimine geçmiştir.

Yerden, çatısının ucuna kadar olan yüksekliği 77,25 metredir. Yapılan statik hesaplamalara göre kulenin ağırlığı yaklaşık 10.000 tondur. Duvarlarının kalınlığı ise 3,75 metredir. Derinliğinde bulunan çukurların altındaki kanalda birçok kafatası ve kemik bulunmuştur. Orta boşluğun bodrumu zindan olarak kullanılmıştır. Kulenin kalın gövdesi işlenmemiş moloz taşındandır.

Galata Kulesi, Türklere geçtikten sonra kule hemen her yüzyılda daima tamir ettirilmiştir. Sultan III. Murat’ın müsadesiyle burada müneccim Takiyıddin tarafından bir rasathane kurulmuştu. Bu rasathane 1579′da kapatılmıştır. 1717′den itibaren kule yangın gözleme kulesi olarak kullanılmıştır. Yangın, ahalinin duyabilmesi için büyük bir davul çalınarak haber verilirdi.

Kulenin tarihinde bir intihar olayı kayıtlara geçmiştir. 1876 tarihinde, bir Avusturyalı, nöbetçilerin dalgınlığından faydalanıp kendini kuleden aşağı atmıştır.

IV. Murat (1612-1640) zamanında Hezarfen Ahmet Çelebi tahtadan yaptırdığı kartal kanatlarını iki tarafına takarak Okmeydanı’nda rüzgarları kollayıp uçuş talimleri yaptıktan sonra Galata Kulesi’nden Üsküdar’a uçacağını ilan etmiş ve zamanın hükümetinden izin alarak uçmuştur. O gün bütün İstanbul halkı dışarı fırlayarak seyre koşmuş, padişah Topkapı Sarayı’nın sahil köşkünden maiyetiyle beraber bu uçuşu seyretmiştir. Hezarfen Ahmet Çelebi iki yanına taktığı tahta kanatlarla Galata Kulesi’nin tepesinden kendisini boşluğa bırakmıştır. Sultan Murat, kendisine korkulacak bir adam nazariyle baktığından bir kese altın armağan ederek Hezarfen Ahmet Çelebi’yi Cezayir eyaletine sürgün etmiştir. Bu uçuş Avrupa’da ilgi ile karşılanmış, İngiltere’de bu uçuşu gösterir gravürler yapılmıştır.

Galata Kulesi, bugün Sultan II. Mahmut’un tamirindeki görünümünden önceki haliyle restore edilmiştir. Kuleden boğaz, haliç ve şehrin mükemmel panaroması izlenebilmektedir.
wikipedia‘dan alındı.

İstanbul Modern Sanat Müzesi
İstanbul Modern hakkında buradan bilgi alabilirsiniz.

Posted in GEZİ BÖLGELERİ.

0 Responses

Stay in touch with the conversation, subscribe to the RSS feed for comments on this post.

Some HTML is OK

(required)

(required, but never shared)

or, reply to this post via trackback.