<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Fotoğraf Kıraathanesi &#187; MAKALELER</title>
	<atom:link href="http://www.fotografkiraathanesi.com/kategori/makaleler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.fotografkiraathanesi.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 01 Sep 2009 16:57:37 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>PİKSELİN ÖNEMİ</title>
		<link>http://www.fotografkiraathanesi.com/pikselin-onemi-2/</link>
		<comments>http://www.fotografkiraathanesi.com/pikselin-onemi-2/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 02 Mar 2008 10:50:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>arıktekin</dc:creator>
				<category><![CDATA[GENEL]]></category>
		<category><![CDATA[MAKALELER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fotografkiraathanesi.com/pikselin-onemi-2/</guid>
		<description><![CDATA[Piksel değeri yüksek makineler, az olanlara göre daha iyi fotoğraf çeker diye düşünülür.
Teorik olarak bu değerler ne kadar yüksek olursa çektiğimiz fotoğrafa o kadar çok detay kaydedilebilecektir. Ne var ki yüksek çözünürlüklü bir görüntü ancak büyük boyutlardaki baskılarda avantaj sağlar. Kartpostal ebadındaki bir baskıda, fotoğrafın 20 milyon pikselle ya da iki milyon pikselle çekilmesi fark [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Piksel değeri yüksek makineler, az olanlara göre daha iyi fotoğraf çeker diye düşünülür.<br />
Teorik olarak bu değerler ne kadar yüksek olursa çektiğimiz fotoğrafa o kadar çok detay kaydedilebilecektir. Ne var ki yüksek çözünürlüklü bir görüntü ancak büyük boyutlardaki baskılarda avantaj sağlar. Kartpostal ebadındaki bir baskıda, fotoğrafın 20 milyon pikselle ya da iki milyon pikselle çekilmesi fark etmez.</p>
<p>Dijital fotoğraf kavramı çok da uzun sayılamayacak bir süre önce hayatımıza girmesine rağmen, kendine önemli bir yer edindi. Kimyasal fotoğrafın 167 yıllık tarihi ile kıyaslandığında, 1969&#8242;daki ilk çalışmaları ya da 1985&#8242;teki ilk ticari dijital fotoğraf makinesini düşünürsek, gerçekten de kısa bir geçmişi var dijital fotoğrafın. Doğru düzgün görüntü üretebilen ilk dijital fotoğraf makinelerinin raflarda yer almaya başladığı 1999 yılını baz alanlar için, geçen yedi yıl içinde elde edilen gelişme baş döndürücü sayılır. Görünen o ki; çok kısa bir süre içinde, özellikle amatör kullanımda, kimyasal fotoğrafın yerini bütünüyle alacak. Dijital fotoğrafın bu hızlı yükselişinde yine &#8216;hız&#8217; faktörü en önemli etken. Çekilen fotoğrafın hemen baskıya hazır hale gelmesi, internet ya da cep telefonu aracılığıyla anında dünyanın bir ucuna gönderilebilmesi, diğer özelliklerinin tümünden daha önemli bir gelişmeydi; ki bu hâlâ da böyle. Diğer avantajları arasında; film ve banyo gerektirmemesi (hem zaman, hem de paradan tasarruf, ayrıca çevre kirliliğini önleme), film tarama işleminin ortadan kalkması (hem zaman, hem de paradan tasarruf), kayıpsız çoğaltma, az kayıpla büyütme, görüntü işleme olanakları sayılabilir. Tabii listeyi daha da uzatmak mümkün&#8230;</p>
<p>Aslında bir fotoğrafçı için belki de en önemli avantaj görüntü kalitesi. Dijital fotoğraf, iki yılı aşkın bir süredir kimyasal fotoğraftan daha iyi sonuçlar veriyor. Günümüzde &#8216;giriş düzeyinde&#8217; olarak adlandırılabilecek dijital refleks fotoğraf makineleri (bin doların altında satılan DSLR modellerden bahsediyorum) bile kimyasal fotoğrafa denk görüntüler elde ediyor. Sekiz milyon pikselin (ya da bir başka deyişle 8 megapikselin) daha üstündeki modeller ise kimyasal filmle çekilmiş fotoğraftan belirgin bir şekilde daha iyisini sunuyor. Hatta 16.6 milyon piksellik bir model, 4.5&#215;6 santimetre formatındaki orta format filme eşdeğer kalitede görüntü üretiyor. Orta format fotoğraf makinelerinin arkasına takılabilen dijital arkalıklar ise 33-39 milyon piksellik çözünürlükleriyle orta format (hatta büyük format) filmden çok daha iyi görüntüler oluşturabiliyor. Burada sözünü ettiğim &#8216;kalite&#8217; yalnızca keskinlik değil, ton zenginliği ve poz toleransı gibi konuları da içine alan &#8216;toplam kalite&#8217; kavramı. Bu tür kavramları tek tek incelediğimiz zaman, ortalama bir DSLR&#8217;nin 100 ISO&#8217;luk diapozitif filmden her bakımdan daha iyi sonuç verdiği görülmektedir. Bu sonucu keskinlik açısından ele alalım; ki bu kolay tanımlanabilecek bir kavram değil. Gözümüzle gördüğümüz ve gayet iyi bildiğimiz bir şey olmasına karşın, bir objektifin ya da bir filmin (ve elbette bir algılayıcının) &#8216;milimetrede kaç çizgi çifti ayırdığını&#8217; kavramamız o kadar kolay olmaz. Bu nedenle, keskinlik kavramının çözünürlük, akütans ve kontrast gibi kavramlara bağlı olarak değişkenlik göstereceğini bilmemiz daha önemli. Çözünürlük dediğimiz kavram, iki şekilde karşımıza çıkar: İlki birim uzunluktaki piksel sayısıdır. İkincisi olan toplam çözünürlükte ise, görüntüyü oluşturan bütün piksellerin sayısı çözünürlüğü ifade eder. Teorik olarak bu değerler ne kadar yüksek olursa çektiğimiz fotoğrafta o kadar çok detay kaydedilebilecektir. Ancak burada unutulmaması gereken önemli bir ayrıntı var: Yüksek çözünürlüklü bir görüntü, ancak büyük boyutlarda basıldığı zaman bir avantaj sağlar. Yani kartpostal boyutunda basılacak olan bir görüntünün kaç milyon piksel olduğu önemli değildir. Bu büyüklükte basılacak bir fotoğrafı iki milyon ya da 20 milyon piksellik bir fotoğraf makinesi ile çekmiş olmanın hiçbir farkı yoktur. İkisi de aynı sonucu verecektir. Örneğin 30&#215;40 ya da 70&#215;100 santimetre gibi çok daha büyük boyutlarda basılacak fotoğraflarda, çözünürlük değerleri önemli rol oynamaya başlar. Bu durumda, toplam çözünürlük değeri büyük olan fotoğraf makinesi daha keskin, daha ayrıntılı görüntüler sağlayacaktır. Teorik olarak 100 ASA değerinde 35 milimetrelik diapozitif bir film, yaklaşık 22 milyon piksellik çözünürlüğe eşdeğer çözme gücüne sahiptir. Fakat bu değer, potansiyel bir değerdir ve pratikte hiçbir zaman 22 milyon piksele ulaşılamaz. Bu filmin önünde piyasadaki en keskin optik kullanılsa bile, sonuçtaki çözünürlük değeri yarı yarıya azalacaktır. Sıradan bir optikle, bu değer daha da aşağı çekilecektir. Ayrıca filmin banyosu ve baskısı (agrandizör optiği de devreye giriyor) işlemleri sırasında çözünürlük değerleri beş ile sekiz milyon piksele kadar düşer. Eğer film dijital olarak basılacaksa, taranması sırasında (tarama işlemine ve kullanılan tarayıcının özelliklerine bağlı olarak) gerçekleşecek kayıplar çok daha az olacaktır ve sonuçtaki görüntü 10 ile 12 milyon piksele eşdeğer çıkacaktır. Oysa dijital fotoğraf makinelerinde bu tür kayıplar yoktur. Elbette iyi optik ile kötü optik arasında birtakım farklar oluşur, ne var ki altı milyon piksellik bir algılayıcı, önünde ne kadar kötü bir optik olursa olsun, yine altı milyon piksel çözünürlükte bir görüntü oluşturur. Kaydedilen bu fotoğraf, baskıya kadar herhangi bir kayıp olmadan da taşınabilir. Görüntü keskinliği konusunda, algılayıcının çözünürlüğü kadar, kullanılan objektifin keskinliği de önemlidir. Her objektifle aynı kalitede görüntü oluşturulamaz. Objeltifle algılayıcının uyumu çok önemlidir. Hangi objektifin daha iyi sonuç vereceğini fotoğraf dergilerinde ve fotoğrafla ilgili internet sitelerinde yer alan testlerden öğrenebilirsiniz. Objektiflerin özellikle &#8216;akütans&#8217; adı verilen &#8216;kenar keskinliği&#8217; konusunda da önemli bir bileşen olduğunu bilmek gerekir. Fotoğrafı çekilecek konunun ve ışığın kontrastı da fotoğrafın keskin görünmesinde etkilidir.</p>
<p>Anlaşılacağı üzere çözünürlük değeri, dijital görüntülemedeki değişkenlerden yalnızca biri. Çözünürlüğe ek olarak objektif, algılayıcı büyüklüğü, renk doğruluğu, kirlilik düzeyi, renk saçılmaları gibi etkenler toplam kaliteyi belirler. Bu etkenlerden birisi bile değiştirilirse, sonuç görüntü farklılaşacaktır. Bu nedenle, özellikle çok küçük boyutlu algılayıcıların (1/2.5&#8242;) kullanıldığı küçük kompakt dijitallerle, APS boyutunda algılayıcıların kullanıldığı DSLR&#8217;lerin görüntü kaliteleri arasında, aynı çözünürlük değerlerinde bile önemli farklar bulunmaktadır. Piksel sayısı dışında fotoğrafın kalitesini belirleyen faktörler de vardır. Algılayıcının yüzey büyüklüğü de fotoğraf kalitesi açısından çok önemlidir. Fotoğraf makinesi satın alırken en çok dikkat edilmesi gereken konulardan biri, görüntü algılayıcısının boyutlarını öğrenmektir. Örnek olarak farklı yüzey büyüklüğüne sahip, altı milyon piksel çözünürlüğünde iki algılayıcıyı kıyaslayalım. Algılayıcılar köşegenlerinin uzunluklarıyla adlandırılırlar ve 1/1.7 inç uzunluğa sahip olan algılayıcı, 1/2.5 inç uzunluğundaki algılayıcıdan alan olarak 2.25 kat daha büyüktür. Alanın küçük olmasının getirdiği bazı dezavantajlar vardır. Küçük bir yüzeye çok sayıda algılayıcı hücre sıkıştırıldığı zaman &#8216;girişim&#8217; adı verilen sorun ortaya çıkar. Hücre, yalnızca üzerine düşen ışığı değil, komşu hücreden yansıyan ya da sapan ışığı da belli ölçüde algılar ve sonuçta keskinlik kaybı yaşanır. Ayrıca, küçük bir yüzeye çok sayıda algılayıcı hücre sıkıştırıldığı zaman, hücrelerin yüzeyleri de küçülür ve bu yüzden hücrelerin ışık algılama kapasiteleri azalır. Dahası, birbirine çok yakın konumlanan algılayıcı hücreleri daha çabuk ısınırlar ve bu nedenle, olarak bilinen görüntü kirliliği artar. Sonuç olarak, &#8216;büyük olan sensör iyidir&#8217;denebilir, ama bir yere kadar. Algılayıcıların boyu &#8216;full frame&#8217; yani 35 milimetrelik filmle aynı büyüklükte olmadıkça dijital fotoğraf makinesi alınmaz, diyen görüşe de aynı gerekçeyle saygı duyulması gerekir. Pratikte &#8216;full frame&#8217;in de başka sorunları var ve bu nedenle mükemmel görüntü veremiyorlar. Sorun, algılayıcı yüzeyinin büyük olması nedeniyle, mevcut objektiflerin oluşturduğu görüntünün kenar ve köşelerde bazı kayıplara neden olmasıdır. Eğer geniş açı objektifler kullanılmayacaksa ve sürekli kısık diyaframlarla çalışılacaksa, problem yaşanmaz. Bu tür makineler, normal ve teleobjektiflerde ve kısık diyafram değerleri kullanıldığında çok başarılı görüntüler oluşturuyorlar. Ne var ki geniş açı objektif kullanımında ve açık diyafram değerlerinde &#8216;vignetting&#8217; olarak bilinen köşe kararması, kenar ve köşelerde keskinlik azalması ile yine daha çok kenar ve köşelerde gözlemlenen &#8216;chromatic aberrations&#8217; yani renk dağılmaları gibi sorunlar hâlâ çözümlenebilmiş değil. Yeni objektif tasarımları yapılmadığı ya da algılayıcı içbükey olarak üretilmediği sürece sorunun çözümlenemeyeceği kesin. Bu durumun farkında olan çok sayıda üreticinin hâlâ küçük boyutlu algılayıcılarda ısrar etmesinin nedeni bir teknoloji sorunu değil; söz konusu sorunları fotoğrafçılara yaşatmama düşüncesi n Yazının daha ayrıntılı versiyonu için: www.kesfetmekicinbak.com/fotoatlasDijital fotoğraf kavramı çok da uzun sayılamayacak bir süre önce hayatımıza girmesine rağmen, kendine önemli bir yer edindi. Kimyasal fotoğrafın 167 yıllık tarihi ile kıyaslandığında, 1969&#8242;daki ilk çalışmaları ya da 1985&#8242;teki ilk ticari dijital fotoğraf makinesini düşünürsek, gerçekten de kısa bir geçmişi var dijital fotoğrafın. Doğru düzgün görüntü üretebilen ilk dijital fotoğraf makinelerinin raflarda yer almaya başladığı 1999 yılını baz alanlar için, geçen yedi yıl içinde elde edilen gelişme baş döndürücü sayılır. Görünen o ki; çok kısa bir süre içinde, özellikle amatör kullanımda, kimyasal fotoğrafın yerini bütünüyle alacak. Dijital fotoğrafın bu hızlı yükselişinde yine &#8216;hız&#8217; faktörü en önemli etken. Çekilen fotoğrafın hemen baskıya hazır hale gelmesi, internet ya da cep telefonu aracılığıyla anında dünyanın bir ucuna gönderilebilmesi, diğer özelliklerinin tümünden daha önemli bir gelişmeydi; ki bu hâlâ da böyle. Diğer avantajları arasında; film ve banyo gerektirmemesi (hem zaman, hem de paradan tasarruf, ayrıca çevre kirliliğini önleme), film tarama işleminin ortadan kalkması (hem zaman, hem de paradan tasarruf), kayıpsız çoğaltma, az kayıpla büyütme, görüntü işleme olanakları sayılabilir. Tabii listeyi daha da uzatmak mümkün&#8230; Aslında bir fotoğrafçı için belki de en önemli avantaj görüntü kalitesi. Dijital fotoğraf, iki yılı aşkın bir süredir kimyasal fotoğraftan daha iyi sonuçlar veriyor. Günümüzde &#8216;giriş düzeyinde&#8217; olarak adlandırılabilecek dijital refleks fotoğraf makineleri (bin doların altında satılan DSLR modellerden bahsediyorum) bile kimyasal fotoğrafa denk görüntüler elde ediyor. Sekiz milyon pikselin (ya da bir başka deyişle 8 megapikselin) daha üstündeki modeller ise kimyasal filmle çekilmiş fotoğraftan belirgin bir şekilde daha iyisini sunuyor. Hatta 16.6 milyon piksellik bir model, 4.5&#215;6 santimetre formatındaki orta format filme eşdeğer kalitede görüntü üretiyor. Orta format fotoğraf makinelerinin arkasına takılabilen dijital arkalıklar ise 33-39 milyon piksellik çözünürlükleriyle orta format (hatta büyük format) filmden çok daha iyi görüntüler oluşturabiliyor. Burada sözünü ettiğim &#8216;kalite&#8217; yalnızca keskinlik değil, ton zenginliği ve poz toleransı gibi konuları da içine alan &#8216;toplam kalite&#8217; kavramı. Bu tür kavramları tek tek incelediğimiz zaman, ortalama bir DSLR&#8217;nin 100 ISO&#8217;luk diapozitif filmden her bakımdan daha iyi sonuç verdiği görülmektedir. Bu sonucu keskinlik açısından ele alalım; ki bu kolay tanımlanabilecek bir kavram değil. Gözümüzle gördüğümüz ve gayet iyi bildiğimiz bir şey olmasına karşın, bir objektifin ya da bir filmin (ve elbette bir algılayıcının) &#8216;milimetrede kaç çizgi çifti ayırdığını&#8217; kavramamız o kadar kolay olmaz. Bu nedenle, keskinlik kavramının çözünürlük, akütans ve kontrast gibi kavramlara bağlı olarak değişkenlik göstereceğini bilmemiz daha önemli. Çözünürlük dediğimiz kavram, iki şekilde karşımıza çıkar: İlki birim uzunluktaki piksel sayısıdır. İkincisi olan toplam çözünürlükte ise, görüntüyü oluşturan bütün piksellerin sayısı çözünürlüğü ifade eder. Teorik olarak bu değerler ne kadar yüksek olursa çektiğimiz fotoğrafta o kadar çok detay kaydedilebilecektir. Ancak burada unutulmaması gereken önemli bir ayrıntı var: Yüksek çözünürlüklü bir görüntü, ancak büyük boyutlarda basıldığı zaman bir avantaj sağlar. Yani kartpostal boyutunda basılacak olan bir görüntünün kaç milyon piksel olduğu önemli değildir. Bu büyüklükte basılacak bir fotoğrafı iki milyon ya da 20 milyon piksellik bir fotoğraf makinesi ile çekmiş olmanın hiçbir farkı yoktur. İkisi de aynı sonucu verecektir. Örneğin 30&#215;40 ya da 70&#215;100 santimetre gibi çok daha büyük boyutlarda basılacak fotoğraflarda, çözünürlük değerleri önemli rol oynamaya başlar. Bu durumda, toplam çözünürlük değeri büyük olan fotoğraf makinesi daha keskin, daha ayrıntılı görüntüler sağlayacaktır. Teorik olarak 100 ASA değerinde 35 milimetrelik diapozitif bir film, yaklaşık 22 milyon piksellik çözünürlüğe eşdeğer çözme gücüne sahiptir. Fakat bu değer, potansiyel bir değerdir ve pratikte hiçbir zaman 22 milyon piksele ulaşılamaz. Bu filmin önünde piyasadaki en keskin optik kullanılsa bile, sonuçtaki çözünürlük değeri yarı yarıya azalacaktır. S<br />
radan bir optikle, bu değer daha da aşağı çekilecektir. Ayrıca filmin banyosu ve baskısı (agrandizör optiği de devreye giriyor) işlemleri sırasında çözünürlük değerleri beş ile sekiz milyon piksele kadar düşer. Eğer film dijital olarak basılacaksa, taranması sırasında (tarama işlemine ve kullanılan tarayıcının özelliklerine bağlı olarak) gerçekleşecek kayıplar çok daha az olacaktır ve sonuçtaki görüntü 10 ile 12 milyon piksele eşdeğer çıkacaktır. Oysa dijital fotoğraf makinelerinde bu tür kayıplar yoktur. Elbette iyi optik ile kötü optik arasında birtakım farklar oluşur, ne var ki altı milyon piksellik bir algılayıcı, önünde ne kadar kötü bir optik olursa olsun, yine altı milyon piksel çözünürlükte bir görüntü oluşturur. Kaydedilen bu fotoğraf, baskıya kadar herhangi bir kayıp olmadan da taşınabilir. Görüntü keskinliği konusunda, algılayıcının çözünürlüğü kadar, kullanılan objektifin keskinliği de önemlidir. Her objektifle aynı kalitede görüntü oluşturulamaz. Objeltifle algılayıcının uyumu çok önemlidir. Hangi objektifin daha iyi sonuç vereceğini fotoğraf dergilerinde ve fotoğrafla ilgili internet sitelerinde yer alan testlerden öğrenebilirsiniz. Objektiflerin özellikle &#8216;akütans&#8217; adı verilen &#8216;kenar keskinliği&#8217; konusunda da önemli bir bileşen olduğunu bilmek gerekir. Fotoğrafı çekilecek konunun ve ışığın kontrastı da fotoğrafın keskin görünmesinde etkilidir. Anlaşılacağı üzere çözünürlük değeri, dijital görüntülemedeki değişkenlerden yalnızca biri. Çözünürlüğe ek olarak objektif, algılayıcı büyüklüğü, renk doğruluğu, kirlilik düzeyi, renk saçılmaları gibi etkenler toplam kaliteyi belirler. Bu etkenlerden birisi bile değiştirilirse, sonuç görüntü farklılaşacaktır. Bu nedenle, özellikle çok küçük boyutlu algılayıcıların (1/2.5) kullanıldığı küçük kompakt dijitallerle, APS boyutunda algılayıcıların kullanıldığı DSLR&#8217;lerin görüntü kaliteleri arasında, aynı çözünürlük değerlerinde bile önemli farklar bulunmaktadır. Piksel sayısı dışında fotoğrafın kalitesini belirleyen faktörler de vardır. Algılayıcının yüzey büyüklüğü de fotoğraf kalitesi açısından çok önemlidir. Fotoğraf makinesi satın alırken en çok dikkat edilmesi gereken konulardan biri, görüntü algılayıcısının boyutlarını öğrenmektir. Örnek olarak farklı yüzey büyüklüğüne sahip, altı milyon piksel çözünürlüğünde iki algılayıcıyı kıyaslayalım. Algılayıcılar köşegenlerinin uzunluklarıyla adlandırılırlar ve 1/1.7 inç uzunluğa sahip olan algılayıcı, 1/2.5 inç uzunluğundaki algılayıcıdan alan olarak 2.25 kat daha büyüktür. Alanın küçük olmasının getirdiği bazı dezavantajlar vardır. Küçük bir yüzeye çok sayıda algılayıcı hücre sıkıştırıldığı zaman &#8216;girişim&#8217; adı verilen sorun ortaya çıkar. Hücre, yalnızca üzerine düşen ışığı değil, komşu hücreden yansıyan ya da sapan ışığı da belli ölçüde algılar ve sonuçta keskinlik kaybı yaşanır. Ayrıca, küçük bir yüzeye çok sayıda algılayıcı hücre sıkıştırıldığı zaman, hücrelerin yüzeyleri de küçülür ve bu yüzden hücrelerin ışık algılama kapasiteleri azalır. Dahası, birbirine çok yakın konumlanan algılayıcı hücreleri daha çabuk ısınırlar ve bu nedenle, &#8216;noise&#8217; olarak bilinen görüntü kirliliği artar. Sonuç olarak, &#8216;büyük olan sensör iyidir&#8217; denebilir, ama bir yere kadar. Algılayıcıların boyu &#8216;full frame&#8217; yani 35 milimetrelik filmle aynı büyüklükte olmadıkça dijital fotoğraf makinesi alınmaz, diyen görüşe de aynı gerekçeyle saygı duyulması gerekir. Pratikte &#8216;full frame&#8217;in de başka sorunları var ve bu nedenle mükemmel görüntü veremiyorlar. Sorun, algılayıcı yüzeyinin büyük olması nedeniyle, mevcut objektiflerin oluşturduğu görüntünün kenar ve köşelerde bazı kayıplara neden olmasıdır. Eğer geniş açı objektifler kullanılmayacaksa ve sürekli kısık diyaframlarla çalışılacaksa, problem yaşanmaz. Bu tür makineler, normal ve teleobjektiflerde ve kısık diyafram değerleri kullanıldığında çok başarılı görüntüler oluşturuyorlar. Ne var ki geniş açı objektif kullanımında ve açık diyafram değerlerinde &#8216;vignetting&#8217; olarak bilinen köşe kararması, kenar ve köşelerde keskinlik azalması ile yine daha çok kenar ve köşelerde gözlemlenen &#8216;chromatic aberrations&#8217; yani renk dağılmaları gibi sorunlar hâlâ çözümlenebilmiş değil. Yeni objektif tasarımları yapılmadığı ya da algılayıcı içbükey olarak üretilmediği sürece sorunun çözümlenemeyeceği kesin. Bu durumun farkında olan çok sayıda üreticinin hâlâ küçük boyutlu algılayıcılarda ısrar etmesinin nedeni bir teknoloji sorunu değil; söz konusu sorunları fotoğrafçılara yaşatmama düşüncesi.</p>
<p><span style="color:#ff6600;">Kaynak:</span> <span style="color:#006600;">Emre İkizler</span> ATLAS DERGİSİNİN İNTERNET SİTESİNDEN ALINTIDIR</p>
<p><img border="0" src="http://www.fotografkiraathanesi.com/wp-content/uploads/2008/09/fk_bar3.jpg" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fotografkiraathanesi.com/pikselin-onemi-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fotograf Tekniktir&#8230;</title>
		<link>http://www.fotografkiraathanesi.com/fotograf-tekniktir/</link>
		<comments>http://www.fotografkiraathanesi.com/fotograf-tekniktir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Feb 2008 07:55:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>b@ni</dc:creator>
				<category><![CDATA[GENEL]]></category>
		<category><![CDATA[MAKALELER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fotografkiraathanesi.com/2008/02/13/fotograf-tekniktir/</guid>
		<description><![CDATA[ Yıldız Teknik Üniversitesi Öğr. Gör. Tülay ÇELLEK&#8217;in bir makalesi
Fotoğrafta Tülay Çellek , Ara Güler&#8217;le birlikte görülüyor
Fotograf Tekniktir&#8230;
Sözünün Yaşamdaki Görüntüsü Üzerine Bir Deneme
İnsanın yaşamındaki teknik, tekniğin yaşamındaki gelişme insana neler sağladı ve neler götürdü? Diyelim ki fotoğraf insanları zengin etti, mutlu etti, belgeledi, gerçeği olduğu gibi yansıttı yada insanın gerçeğini gösterdi. Gören beni ne kadar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px;" alt="Tülay Çellek, Ara Güler ile" src="http://www.fotografkiraathanesi.com/wp-content/uploads/2008/02/tulaycellek_k.jpg" border="0" /> <em>Yıldız Teknik Üniversitesi Öğr. Gör. Tülay ÇELLEK&#8217;in bir makalesi</em><br />
<em>Fotoğrafta Tülay Çellek , Ara Güler&#8217;le birlikte görülüyor</em></p>
<p><strong>Fotograf Tekniktir&#8230;</strong><br />
Sözünün Yaşamdaki Görüntüsü Üzerine Bir Deneme</p>
<p>İnsanın yaşamındaki teknik, tekniğin yaşamındaki gelişme insana neler sağladı ve neler götürdü? Diyelim ki fotoğraf insanları zengin etti, mutlu etti, belgeledi, gerçeği olduğu gibi yansıttı yada insanın gerçeğini gösterdi. Gören beni ne kadar kullandı ya da verdi fotoğrafı malzeme yapanlar. Sanatsa söz konusu olan beğenilerime yada ummadıklarıma hitap etti. Bir an umutlandırdı ya da farklı duygular yaşattı.</p>
<p>Fotoğraf neler için kullanılmadı ki? Tarih yazımında illüstrasyon oldu. 1830larda Fransa&#8217;da keşfedilip gelişim sürecinde resmin tanıklık vazifesine el attı. Gerçekliğin göz önünde canlanmasını sağladı. Bu arada salt resmin, gravürün, litografinin değil sözün de yerini aldı ayrıca bizim geçmişimizi, anılarımızı ve anlarımızı anımsatan bir vasıta oldu. Tarihte önemli rol oynadığı da kesindir. İnsan yaşamındaki katkılarından biri de görsel algıyı tamamlamış olmasıdır. Reklamların yaşantımızdaki yeri hele günümüzde tartışılmaz boyuta geldi adeta. Vasıtası da fotoğraf oldu. Sanatsal tavrın yanında tarihe tanıklık etmek kadar bilime de tanıklık etti.</p>
<p>Yaşantımızdaki otoritelerden biri oldu çıktı karşımıza fotoğraf. İnsandaki değişimi, yaşamdaki değişimi, sanattaki değişimi, bilimdeki değişimi gösteren bir teknik oldu. En önemlisi de belki yeni dostlukların başlamasının nedenidir. Devam ettirmek size kalmış. Ya basındaki yeri. Başlı başına bir roman. Bazıları amatörce gönlünü tatmin etti, bazıları da profesyonelce kesesini doldurarak yaşamını fotoğrafla sağladı. Fotoğraf canlandırmadır , yaşamın, geçmişin, duyumların, her şeyin saptamasıdır . Fotoğrafla yaşamı paylaşmak; insanların neşesini, hüznünü, ruhunu, acısını yaşamak Şiirsi insanlarla karşılaşmak, öfkeyle barışmak, gölgelerde ışığı, ışıkta gölgeyi aramak, bulmanın da sevincini yaşamak. Değişkenliği yaşamak, güzelliği, içtenliği bulmak. Düğmeye basmak, ne için? Bir savaşımı başlatmak adına. Anıyı, anı noktalamak adına, beyindeki, yüreğindeki duyumları aktarmak adına. İşte insanın makine vasıtasıyla ulaşmak istediklerine düğmeyi basma ve fotografik bir açıklama&#8230;</p>
<p>İnsanca duyuma makinenin katkısıdır fotoğraf. Bilgimi canlı tutmada fotoğrafın işlevi anılarımı, araştırmalarımı gerçekleştirmesi nedeniyle tartışılmaz doğrusu. Fotoğraf bir anlatım biçimidir. Biri duyumsadıklarını, gördüklerini boyayla yapıyor, diğeri taşla mermerle, biri sözle,sesle, bir başkası da fotografi malzemesiyle. Önemli olan seçtiklerimizde birliği sağlamak, sanatın kendi dilini doğru kullanmak, hangi malzemeyi kullanırsanız kullanın. Çünkü yöntem sizin kişiliğinizin bir tercihi bir göstergesidir. Farklılık burada başlar, yaratıcılıkta. Yaşamın şiirini, kalıcılığın büyüsünü, sonsuzluğun istemini, bir şey yaratmanın çekiciliğini resimlemek, fotoğraflamak ben de varımın göstergesini tercih edilenlerle gerçekleştirmektir asıl olan.</p>
<p>Yapılanlar, insanlığın başlangıcından günümüze kadar geçirilen evrelerin buluntularından kaynaklanmıştır. Anlatım değişimlerini belirleyen bilimsel ve sanatsal gelişmeler olmuştur. Ama aynı zamanda bu anlatımlarda hissedilen, arzulanan, gereksinme duyulan, beklenen, eksikliklerde bilimin ilerlemesine, sanatın farklı boyutlara taşınmasına kısaca yaratıcılığa neden olmuştur. Yani etkileşim karşılıklıdır. Bu nedenle bilim ve sanat nereye gidiyor değil, insanlık nereye gidiyor diye bakmak gerekir.</p>
<p>Fotoğrafın bağlantıları, resim, grafik, sinemadır ya söyledikleri&#8230; Anılar, kendimiz, doğa, sosyal, politik, eğitsel araç, belge, boş vakitleri değerlendirme, dekorasyonda kullanma, moda, sanatsal bağlamda yorum yapma, para kazanma-profesyonellik, amatörlük, reklam-güçlenme aracı, sergileme, yarışmalara katılma, saydam gösterileri yapma, seminer konusu, kurs, basın, kitap-dergi, dernekleşme, bilimsel fotoğraf&#8230;Fotoğraf önce resmin yerini aldı. Sonra bilime el attı, bu arada belgeledi ama yetmedi ve insan duyumları için sanata da el attı fotoğraf tekniğini kullananlar. Öteki insanların deneyimlerini sundu bize fotoğraf tarih boyunca ve geçmişi de günümüze taşıdı böylece. Hayalleri gerçek yaptı.</p>
<p>Yazın dünyasında da önemli rol oynadı, makaleyi destekleyen fotoğraflar, yada makalenin yerine geçen fotoğraflar. Bir haberleşme biçimi oldu kitle haberleşmesini sağlayarak. Başlı başına bir fotoğraf endüstrisi kuruldu. Vesikalık fotoğraf çekenlere, düğünlere, mahkemelere tanıklık etti. Kısacası geçim kaynağı oldu. Kendi gerçeğimizi ortaya koydu. Çünkü fotoğraf kendini ifadenin bir yolu, bir yaratmasıdır. Sanatlar birbirinden etkilenmiş. İnsanlar felsefelerini, görüşlerini, duyumlarını seçtikleri malzemeyle yorumlamışlar, gerçekleştirmişlerdir. Fotoğraf silahtır. Herkes bu silahı kendi istemleri, amaçları doğrultusunda kullanır. Beni ilgilendiren ise insanların duyumları, felsefeleri, bilgi, başka yaşamlar&#8230; İşte fotoğrafın bana ulaştırdıkları&#8230;</p>
<p>Evet &#8220;fotoğraf tekniktir&#8221; ve bu tekniğin bendeki görüntüsü de budur.</p>
<p><strong>Kaynak &#8211; Yıldız Teknik Üniversitesi Öğr. Gör. Tülay ÇELLEK<br />
Elektronik Posta Adresi : tcellek@yildiz.edu.tr</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fotografkiraathanesi.com/fotograf-tekniktir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İlk Fotoğraf &#8211; Fotoğrafın kısa tarihi</title>
		<link>http://www.fotografkiraathanesi.com/ilk-fotograf-fotografin-kisa-tarihi/</link>
		<comments>http://www.fotografkiraathanesi.com/ilk-fotograf-fotografin-kisa-tarihi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Feb 2008 11:31:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>arıktekin</dc:creator>
				<category><![CDATA[GENEL]]></category>
		<category><![CDATA[MAKALELER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fotografkiraathanesi.com/2008/02/11/ilk-fotograf-fotografin-kisa-tarihi/</guid>
		<description><![CDATA[Fotoğrafın basit anlamda bilinen ilk fikirleri Sümerler&#8217;e kadar uzanan şu ana ilkeye dayanıyordu: “Karartılmış bir odanın duvarında küçük bir delik açılırsa, dışarıdaki görüntü karşı duvara ters olarak düşer.”
Rönesans devri sanatçıları tarafından bulunduğu iddia edilen Karanlık Kutu-Camera Obscura&#8217;nın (Dark Room, Dark Box veya Dark Chamber da denmektedir) icadında temel fikrin 965-1039 yılları arasında Mezopotamya&#8217;da yaşamış Arap [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Fotoğrafın basit anlamda bilinen ilk fikirleri Sümerler&#8217;e kadar uzanan şu ana ilkeye dayanıyordu: “Karartılmış bir odanın duvarında küçük bir delik açılırsa, dışarıdaki görüntü karşı duvara ters olarak düşer.”<br />
Rönesans devri sanatçıları tarafından bulunduğu iddia edilen Karanlık Kutu-Camera Obscura&#8217;nın (Dark Room, Dark Box veya Dark Chamber da denmektedir) icadında temel fikrin 965-1039 yılları arasında Mezopotamya&#8217;da yaşamış Arap bilim adamı İbn al-Haytham&#8217;a ait olduğu batılı kaynaklarda da yer almaktadır. Latince&#8217;de  Alhacen veya Alhazen olarak bilinen İbn al-Haytham, yaşamı boyunca anatomi, astronomi ve mühendislikle yoğun olarak uğraşmış bunun yanı sıra, matematik, mekanik, tıp, optik ve fizik de ilgisini çekmiştir. Optik üzerine yazdığı bir kitabı bulunmaktadır.<br />
Onyedinci yüzyılda ressamlar bu buluştan yoğun olarak yararlanmaya başladılar. Bunun üzerine Camera Obscura geliştirildi ve görüntünün arkadaki buzlu cam üzerine düşürülmesi sağlandı. Amaç, gözle görüleni doğru olarak kağıda aktarmaktı. Sonraları deliğe mercek takılarak, bir ayna yardımıyla da görüntü yukarıya alınan buzlu cama yansıtıldı. Ondokuzuncu yüzyıla ulaşıldığında. Ondokuzuncu yüzyıla ulaşıldığında Camera Obscura gelişmiş ve yaygın olarak kullanılan bir araçtı. 19. yüzyılın hemen başlarında Thomas Wedgewood, beyaz bir deriyi gümüş nitrat eriyiğine batırarak üzerinde siyah mürekkep olan bir camın altına yerleştirdi. Işık, gümüşü karartarak negatif bir görüntü oluşturdu. Ancak Wedgewood reaksiyonu durduracak, gümüşün kararmasını önleyecek bir yol bulamamıştı. 1727’ de Alman doktor Johann Heinrich Schulze, tebeşir tozu ve gümüş nitrat sürülmüş bir kağıt üzerine bir şekil konulup güneşe tutulduğu takdirde, kağıt üzerinde bu şeklin görüntüsünün meydana geldiğini ispatlamıştır. O zamana kadar gümüş tuzlarının ışık etkisi ile değil ısıtılmakla değişime uğradığını düşünüyorlardı.<br />
Optik ve mekanik yollarla elde edilen görüntülerin kimyasal yöntemlerle saptanması ilk olarak Fransız Joseph Nicephore Niepce tarafından 1826 yılında gerçekleştirilmiştir. Niepce, görüntü elde etmek için üzeri katran türevi bir madde ile kaplanmış pirinç levha üzerinde litografi malzemelerini kullandı. Sekiz saatten fazla bir süre pozlama yaptıktan sonra sertleşmemiş bölgeleri lavanta yağı içerisinde yıkayarak çıkardı. Sonuçta ışıktan etkilenmeyen bir görüntü elde etti. Tonlar çok kötü değildi ama iyi bir ayrıntı alınamamıştı.</p>
<p>Tarihte bilinen ve yaşayan ilk fotoğraf 8 saat pozlama ile elde edilen Fransız Joseph Nicephore Niepce&#8217;ye aittir. Bu fotoğraf 1826&#8242;da odasının pencerinden çekilmiştir.</p>
<p><img src="http://www.fotografkiraathanesi.com/wp-content/uploads/2008/02/firstphoto_niepce.jpg" alt="Bilinen en eski ilk fotoğraf / Joseph Nicephore Niepce" /></p>
<p><strong>1839</strong>- Niepce ile ortaklığa giren ve optikçilerden elde ettiği merceklerle daha nitelikli objektifler yapan Daguerre, ışıklandırma süresini 3 dakikaya indirdi. Ve nihayet 19 Ağustos 1839&#8242;da buluşunu tüm dünyaya &#8220;Daguerreotype&#8221; adıyla duyurdu.</p>
<p>Daguerre ile aynı tarihlerde çalışmalarını sürdüren İngiliz William Henry Fox Talbot, görüntü elde etmede negatif-pozitif yöntemini ortaya çıkararak aynı görüntünün birden çok baskısının yapılmasını sağlamıştır. İcat ettiği sisteme eski Yunanca “Calos” (Güzel) dan gelen <strong>Calotype </strong>adını vermiştir.</p>
<p>1839&#8242;da Sir John Herschell fotografçılık için ışık yazısı anlamına gelen “photography” sözcüğünü kullanmıştır.</p>
<p><strong>1871</strong>- Islak levha yönteminden kaynaklanan çalışma güçlükleri 1871&#8242;de İngiliz Richard Maddox tarafından gümüş bromürün kullanmasıyla aşılmıştır. Böylelikle ilk duyarlı, kuru cam negatiflerin kullanılmasıyla fotografçılığın etki alanı genişlemiş, ışıklandırma süresi 1/25 saniyeye düşmüştür.</p>
<p>Bilinen ve yaşayan ilk renkli fotoğraf Louis Ducos du Hauron tarafından 1872&#8242;de çekilmiştir.</p>
<p><img src="http://www.fotografkiraathanesi.com/wp-content/uploads/2008/02/first-color-photograph.jpg" alt="Bilinen ve yaşayan ilk renkli fotoğraf / Louis Ducos du Hauron 1872" /></p>
<p><strong>1873 </strong>- Jelatin film yayılmaya başlayınca gelişim yeniden hızlandı. Driffiel ve Hurter ışığın film üzerindeki etkilerini ölçtüler ve film banyosunda zaman ve ısı yöntemini uygulamaya başladılar. 1873 yılında ise Herman Vogel, emülsiyonların bazı renklere boyandığı zaman başka renklere karşı duyarlı olduğunu buldu.</p>
<p><strong>1889 </strong>- George Eastman, 1889’da ilk defa rulo haline getirilmiş filmleri tanıttı. Bu filmlerde emülsiyonlar esnek selüloid bir taban üzerine sürülü olarak hazırlanmıştı. Eastman, “Kodak” adını verdiği ve 100 poz çekebilen fotograf makinelerini piyasaya çıkardığında sloganı “Siz deklanşöre basın, gerisini biz hallederiz” idi. Fotograflar çekildikten sonra makine fabrikaya gönderiliyor ve film değiştirilip yeni film takılarak sahibine iade ediliyordu.</p>
<p><strong>1910 </strong>- Avrupa&#8217;da Agfa, Amerika&#8217;da ise Kodak firmaları aynı yıllarda renkli film üzerine araştırmalarını sürdürdü ve 1910 &#8216;da Agfa, 1914 &#8216;de ise Kodak, üzerinde üç temel rengi taşıyan film tabanını üretti. 1942 &#8216;de ise Agfa firması, renkli saydam (reversal) filmi üretmiştir. Çekimin yapıldığı duyarkatlı taban üzerinde pozitif görüntü oluşturan bu filmlere diyapozitif (Saydam) denilmektedir ve günümüzde çok çeşitli amaçlarla kullanılmaktadır.</p>
<p>Teknolojik gelişmenin bir sonucu olan fotograf, kendini oluşturacak bilimsel çalışmaların sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu yöndeki bilgilerin neredeyse ikibin yıldan fazladır biliniyor olmasına rağmen uygulamaya başlanması ve bu günkü baş döndürücü gelişim hızına ulaşması son 160 yılın ürünüdür. Her çalışma, kendini bir adım daha ileriye götüren bir diğer çalışmayı oluşturmuş ve başlangıçta 8 saat olan pozlama süresi 1/12000 saniyeye kadar indirilmiştir.</p>
<p>Kaynak:Fotografın Kitabı-Mevsimsiz Yayınları/Mayıs 2006</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fotografkiraathanesi.com/ilk-fotograf-fotografin-kisa-tarihi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÇERÇEVELERİNİZİ NASIL ASACAKSINIZ?</title>
		<link>http://www.fotografkiraathanesi.com/cercevelerinizi-nasil-asacaksiniz/</link>
		<comments>http://www.fotografkiraathanesi.com/cercevelerinizi-nasil-asacaksiniz/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Jan 2008 20:49:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>arıktekin</dc:creator>
				<category><![CDATA[MAKALELER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fotografkiraathanesi.com/2008/01/29/cercevelerinizi-nasil-asacaksiniz/</guid>
		<description><![CDATA[Web sitemizde olanaklar çerçevesinde fotoğraf ve fotoğrafçılık üzerine bazı bilgiler paylaşmaya çalışıyoruz. Ama bu defa çerçevelerin duvarda nasıl yerleştirilebileceği hakkında bazı temel bilgileri vermek istiyoruz.
Çektiğimiz bazı fotoğraflarımızı bastırıp çerçeveletip, odamızın veya ofisimizin bir duvarını fotoğraf köşesi yapmak istiyoruz. Bunun için ideal ölçüler nedir?
İşte bu yazıda sizinle bu konudaki bazı standart bilgileri paylaşacağız. Yazıda, diğer tablolar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Web sitemizde olanaklar çerçevesinde fotoğraf ve fotoğrafçılık üzerine bazı bilgiler paylaşmaya çalışıyoruz. Ama bu defa çerçevelerin duvarda nasıl yerleştirilebileceği hakkında bazı temel bilgileri vermek istiyoruz.<br />
Çektiğimiz bazı fotoğraflarımızı bastırıp çerçeveletip, odamızın veya ofisimizin bir duvarını fotoğraf köşesi yapmak istiyoruz. Bunun için ideal ölçüler nedir?<br />
İşte bu yazıda sizinle bu konudaki bazı standart bilgileri paylaşacağız. Yazıda, diğer tablolar için de çözümler sunulduğu için genel olarak &#8220;resim&#8221; olarak anılmaktadır.</p>
<p><strong>Bir yöntem seçin</strong><br />
Resimlerinizin nasıl görüneceği hakkında genel bir fikir edindikten sonra resimlerinizi asmaya başlayabilirsiniz. Resimlere adil davranmak için duvarda bir denge izlenimi yaratmaya çalışın. Farklı düzenlemeler deneyin. Bazen en iyi çözümler, sadece resimler duvardayken görünür. Hatta birkaç tane “en iyi çözüm” bile olabilir, ancak gereksiz hatalardan kaçınmak için birkaç temel prensipten haberdar olmak iyi bir fikirdir. Elbette ki son karar sizin tercihinize bağlıdır. İşte resimleri asmak için beş yöntem.</p>
<p><strong>1. Altın ortalama </strong><br />
Bu düzenleme, duvarın 5/8’i kadar yüksekte olduğu varsayılan hayali bir çizgiye dayanır. Her resmi, 3/8’leri bu çizginin yukarısında kalacak şekilde ayarlayın. Aynı zamanda zeminden 140 cm yükseklikte bir çizgi hayal edebilir ve resimleri, 5/8’leri bu çizginin üstünde kalacak şekilde de asabilirsiniz. Altın, ortalama, müzelerde sık kullanılan bir yöntemdir, ama aynı zamanda farklı ebatlarda resimler asarken evde de kullanışlıdır.</p>
<p><img src="http://www.fotografkiraathanesi.com/wp-content/uploads/2008/01/ikea1.jpg" alt="Altın ortalama" /></p>
<p><strong>2.Temel çizgi </strong><br />
Burada tüm resimlerin alt kenarları, zemin seviyesinden yukarıda aynı yüksekliktedir, birkaç tane büyük resminiz varsa çok iyi bir çözüm. Temel çizgi, yerden 100-110 cm yukarıda olabilir.</p>
<p><img src="http://www.fotografkiraathanesi.com/wp-content/uploads/2008/01/ikea2.jpg" alt="Temel çizgi" /></p>
<p><strong>3.Merkez çizgisi </strong><br />
Burada her resmi duvardaki hayali bir yatay çizgiye ortalarsınız. Bu çözüm, farklı ebatlarda birkaç tane resminiz varsa en iyisidir. Yerden her bir resmin merkezine olan yükseklik yaklaşık 140 cm olmalıdır.</p>
<p><img src="http://www.fotografkiraathanesi.com/wp-content/uploads/2008/01/ikea3.jpg" alt="Merkez çizgisi" /></p>
<p><strong>4. Üst çizgi </strong><br />
Burada bütün resimlerin üstleri, örneğin bir kapı ya da pencere çerçevesinin üstü ile hizalanmıştır.<br />
Ayrıca en büyük resim için ‘altın ortalama” prensibini kullanıp geri kalanları onun üst kenarı ile hizalayabilirsiniz. Birkaç resmi birbirine yakın asmak istediğinizde bu uygun bir çözümdür.</p>
<p><img src="http://www.fotografkiraathanesi.com/wp-content/uploads/2008/01/ikea4.jpg" alt="Üst çizgi" /></p>
<p><strong>5. Kümeler </strong><br />
Çok sayıda farklı ebat, dağınık bir izlenim yaratır. Bunları gruplara ayırmak uyum ve denge sağlar. Püf noktası, duvarda bir dikdörtgen hayal etmek ve bütün resimleri bu alan içerisinde düzenlemektir. Kontrast, hareketli etkiler yaratır. Genellikle büyük resimleri küçüklerin yukarısına, koyu olanları ise açık renk olanların yukarısına asmak en iyisidir.</p>
<p><img src="http://www.fotografkiraathanesi.com/wp-content/uploads/2008/01/ikea5.jpg" alt="Kümeler" /></p>
<p><strong>AYDINLATMA:</strong><br />
Doğru aydınlatma resimlere ekstra bir parlaklık verir. Aynı zamanda odada hoş bir arka plan aydınlatması yaratır. Resim aydınlatması veya dar alanları aydınlatan<br />
spot lambaları kullanın. Kol üzerindeki bir resim aydınlatması, tüm resme ışık verebilmek için duvardan mümkün olduğunca uzağa uzatılmalıdır. Halojen ampuller, renkleri daha gerçeğe yakın şekilde gösterir. Ancak unutmayın ki, resimdeki renkleri beyazlaştırmamaları için halojen lambalara koruyucu cam takılmalıdır.</p>
<p><em>Kaynak: IKEA mağazasının tavsiyelerinden alınmıştır.</em><br />
<img src="http://www.fotografkiraathanesi.com/wp-content/uploads/2008/01/ikea.jpg" alt="IKEA" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fotografkiraathanesi.com/cercevelerinizi-nasil-asacaksiniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GÖZÜMÜZ KAÇ MEGAPİKSEL</title>
		<link>http://www.fotografkiraathanesi.com/gozumuz-kac-megapiksel/</link>
		<comments>http://www.fotografkiraathanesi.com/gozumuz-kac-megapiksel/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Jan 2008 15:14:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>b@ni</dc:creator>
				<category><![CDATA[MAKALELER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fotografkiraathanesi.com/2008/01/25/gozumuz-kac-megapiksel/</guid>
		<description><![CDATA[Kaynağı belli olmayan alıntıdır.Doğruluğu teyid edilmemiştir.
Günlük hayatta &#8220;vay be, adamın cep telefonunun kamerası 2.0 mp&#8221; ya da bende bi makina var !12 MP gibi &#8220; sözler duyarız ve&#8221;vay be, teknoloji nerelere kadar geldi &#8221; deriz.
Hatta bazen &#8220;ya bu kamera benim gözümle gördüğümden de net çıkarıyor görüntüleri&#8221; falan bile deme cüretinde bulunuruz.
İşin aslını yapılan araştırmalar gösteriyor ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>Kaynağı belli olmayan alıntıdır.Doğruluğu teyid edilmemiştir.</em></p>
<p>Günlük hayatta &#8220;vay be, adamın cep telefonunun kamerası 2.0 mp&#8221; ya da bende bi makina var !12 MP gibi &#8220; sözler duyarız ve&#8221;vay be, teknoloji nerelere kadar geldi &#8221; deriz.<br />
Hatta bazen &#8220;ya bu kamera benim gözümle gördüğümden de net çıkarıyor görüntüleri&#8221; falan bile deme cüretinde bulunuruz.</p>
<p>İşin aslını yapılan araştırmalar gösteriyor ve bakın teknoloji hala ne kadar aciz; ne kadar basit ve kainata kıyasla ne kadar geride kalmış.</p>
<p>Açıklamayı size çeviriyorum:</p>
<p>Gözümüz tek bir taslak üzerinde kurgulanmış anlık çekimleri yakalayan bir fotoğraf makinası değildir.<br />
Daha çok bir video silsilesine benzemektedir.<br />
Gözümüz, küçük açılarla, anlık hareket eder ve etrafımızdaki detayları beyne yansıtmak için sürekli kendisini günceller.</p>
<p>Ayrıca iki tane gözümüz vardır ve beynimiz, çözünürlüğü daha da arttırmak için her iki gözden gelen sinyalleri toplamaktadır.<br />
Daha fazla bilgi toplamak için de haliyle gözümüzü, gördüğümüz şeyin etrafında hareket ettiririz.<br />
Bu nedenlerden dolayı, göz ve beyin birlikteliği, retinadaki foto alıcıların sayıca fazlalığı sayesinde,bir makinada olabileceğinden çok daha yüksek çözünürlükte veriler elde etmemizi sağlar.</p>
<p>Aşağıda verilen eşdeğer megapiksel değerler, insan gözünün bir manzarayı ne kadar netlikte gördüğünü açıklayan bilimsel bir detaydır.</p>
<p>Yukarıdaki insan gözünün çözünürlüğünü sağlamaya neden olan veriler ışığında,şimdi önce küçük bir örnekle<br />
başlayalım:<br />
Şimdi önünüzde 90&#8242;a 90 derecelik açıda (gözümüzün açıları yani) bir görüntünün olduğunu farzedelim, aynen pencereden dışarıdaki bir manzarayı seyredermiş gibi.<br />
Bu durumda piksel sayıları ortalama bir göz için:<br />
<strong>90 derece * 60 arc-dakika/derece * 1/0.3 * 90 * 60 *</strong></p>
<p><strong>1/0.3 = 324,000,000 pixels (324 megapiksel) olur.</strong><br />
Gerçekte her an bu kadar çok çözünürlük elde etmiyoruz, ama gözümüz bir manzarada istediğiniz tüm detayları görmenize<br />
olanak sağlamak için sürekli istediğiniz detayın etrafında hareket eder.<br />
Ama insan gözü, bu açıdan çok daha fazla bir açı görür ki bu da 180 dereceye yakındır.<br />
Biraz küçük düşünüp 120 derecelik bir açıyla bakabildiğimizi varsayacak olsak bile:</p>
<p><strong>120 * 120 * 60 * 60 / (0.3 * 0.3) = 576 megapiksel<br />
verisini elde ederiz.</strong></p>
<p>İnsan gözünün görebileceği gerçek açı değeri şüphesiz ki çoook daha fazla çözünürlüğe tekabul eder.<br />
Bu yapıdaki (çözünürlükteki) bir veriyi kaydetmek içinse, çok fazla alana kayıt imkanı sağlayabilecek kadar gelişmiş bir kamera olması lazım.</p>
<p>Şimdi teorik bilgiyi bir kenara bırakıp , sözün özünü aktaracak olursak, pencere gibi sınırları olan bir alandan dışarıya baktığınızda<br />
gördüğünüz manzara, beyninizde 324 megapiksele eşdeğer olarak yer alıyor.<br />
Eğer görüntünüzü engelleyecek bir maniniz yoksa, 576 MP.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fotografkiraathanesi.com/gozumuz-kac-megapiksel/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ISO Nedir?</title>
		<link>http://www.fotografkiraathanesi.com/iso-nedir/</link>
		<comments>http://www.fotografkiraathanesi.com/iso-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Jan 2008 00:38:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>arıktekin</dc:creator>
				<category><![CDATA[MAKALELER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fotografkiraathanesi.com/2008/01/03/iso-nedir/</guid>
		<description><![CDATA[Fotoğraf Sanatçısı, Öğretim Görevlisi Melih Zafer Arıcan&#8217;dan sesli ve görüntülü temel fotoğrafçılık bilgileri.

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Fotoğraf Sanatçısı, Öğretim Görevlisi Melih Zafer Arıcan&#8217;dan sesli ve görüntülü temel fotoğrafçılık bilgileri.</p>
<p><object width="450" height="404"><param name="movie" value="http://www.uzmantv.com/getswf/eTQ0Q0MdJ2n" /><param name="WMode" value="Transparent"><param name="allowNetworking" value="all"/><param name="allowScriptAccess" value="always"/><embed src="http://www.uzmantv.com/getswf/eTQ0Q0MdJ2n" wmode="transparent" width="450" height="404" name="player" type="application/x-shockwave-flash" allowScriptAccess="always" allowNetworking="all" /></object></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fotografkiraathanesi.com/iso-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Objektiflerimizi Nasıl Temiz Tutarız?</title>
		<link>http://www.fotografkiraathanesi.com/objektiflerimizi-nasil-temiz-tutariz/</link>
		<comments>http://www.fotografkiraathanesi.com/objektiflerimizi-nasil-temiz-tutariz/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 Dec 2007 19:38:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>arıktekin</dc:creator>
				<category><![CDATA[MAKALELER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fotografkiraathanesi.com/2007/12/23/objektiflerimizi-nasil-temiz-tutariz/</guid>
		<description><![CDATA[Objektif Temizliği
Gelişmiş bir DSLR ya da kompakt dijjital bir makine kullanıyor olmanız farketmez, objektifinizin camı üzerindeki kir, leke, toz gibi istenmeyen maddeler elde edilen fotoğrafın görüntü kalitesini oldukça olumsuz yönde etkileyebilmektedir. DSLR kullanıcıları için tek fark, objektifin değiştirilebilir olmasından dolayı makinenin içinde kalan en arkadaki camın da tıpkı en öndeki cam ve sensör gibi tozlanma [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Objektif Temizliği</p>
<p>Gelişmiş bir DSLR ya da kompakt dijjital bir makine kullanıyor olmanız farketmez, objektifinizin camı üzerindeki kir, leke, toz gibi istenmeyen maddeler elde edilen fotoğrafın görüntü kalitesini oldukça olumsuz yönde etkileyebilmektedir. DSLR kullanıcıları için tek fark, objektifin değiştirilebilir olmasından dolayı makinenin içinde kalan en arkadaki camın da tıpkı en öndeki cam ve sensör gibi tozlanma ve kirlenme riskine maruz olmasıdır.</p>
<p>Lens üzerindeki bazı ufak taneciklerden dolayı oluşan noktaları Photoshop benzeri görüntü düzenleme programlarında düzenlemek mümkün olabilse de, daha büyük lekeler fotoğrafınız üzerinde geri dönüşü olmayan, düzeltilemeyecek kusurlar yaratabilir. Daha da kötüsü, çekim sırasında farkedilmeyen bir leke ya da taneciğin varlığını, gün sonunda fotoğraflarınızı bilgisayarınıza yüklediğinizde tüm günün çalışmasını kullanılmaz hale getirdiğine şahit olabilirsiniz.</p>
<p>Her ne kadar uç bir örnek de olsa, böyle bir durumla karşılaşmamak için lensin yüzeyini çekim sırasında sürekli kontrol etmekte fayda var. Bazı ufak lekelerin ya da bir parmak izinden dolayı ortaya çıkan parlamaların fotoğraf makinenizin ufak LCD ekranında farkedilmesi oldukça zor olduğu unutulmamalıdır.</p>
<p>Objektifinizi temiz tutmanın en etkili yolu, toz ve kiri lensinize ulaşmadan engellemektir. Fiziksel yüzey temizleme yöntemleri ise her zaman için camın yüzeyini çizme riskinde dolayı en son başvurulacak yol olmalıdır.</p>
<p>Altta açıkladığımız 6 ipucundan bazıları, DSLR ve SLR makinelerin yanında kompakt dijital makineler ve sensör temizliği için de, hatta optik elemana sahip bir çok cihazın temizliğinde de kullanılabilir:</p>
<p>1- Ultraviyole (UV) Filtre Kullanın;</p>
<p><center><img src="http://www.ariktekin.com/flickr/uv_filter.jpg" alt="UV FİLTRE" /></center></p>
<p>Ucuz fiyatına karşı lensiniz için etkili bir koruma yöntemidir. Çok daha pahalı olan lensinizin yüzeyi yerine filtrenin yüzeyini temizleyeceğinizden, çizilmeden dolayı ortaya çıkabilecek zarar minimize edilmiş olacaktır. Bunun yanında lens yüzeyini çarpma, sürtme gibi diğer dış etkilere karşı koruması bakımından da çok faydalıdır.</p>
<p>Her ne kadar UV filtrelerin görüntü kalitesinde herhangi bir düşüşe neden olmayacağı ve sürekli olarak objektif üzerinde taşınmasında bir mahsur olmadığı söylense de, bu konuda temkinli olmak ve en kaliteli optiğe sahip modeli almakta fayda var. Ayrıca farklı filtre çapına sahip lensleriniz için farklı UV filtreye ihtiyacınız olduğunu da unutmayın.</p>
<p>2- Parasoley ve Lens kapaklarını Kullanın;</p>
<p>Objektifinizi kullanmadığınız her an lens kapaklarının takılı olduğundan emin olun. Lens kapakları objektif üzerinde değilken temiz ve tozsuz bir yerde muhafaza ediniz. Parasoley kullanımı ise, ana faydalarının yanında lens yüzeyi için ekstra bir koruma sağlayacaktır.</p>
<p>3- Tozun Makinenizin içine girmemesine özen gösterin;</p>
<p>SLR ve DSLR makinelerin en büyük dezavantajlarından biri makine içine giren tozdur. Bu toz lens yüzeyine ya da sensöre yapışarak hem fotoğraflarınızı hem de asabınızı bozacaktır. Toz, makineye objektif takıp çıkartma sırasında girdiğinden bu işlem sırasında dikkat edilmesi gereken noktalar vardır. Objektif değiştirme işlemi, mümkün olan en temiz ortamda ve hava akımlarının-rüzgarın az olduğu yerlerde gerçekleştirilmelidir.<br />
Diğer dikkat edilecek nokta ise objektifin çıkartıldığında fotoğraf makinesini zemine bakacak şekilde tutarak tozların içeri girme olasılığını azaltmaktır.</p>
<p>4- Lens Temizleme Kalemi Edinin;</p>
<p><center><img src="http://www.ariktekin.com/flickr/lens_pen.jpg" alt="LENS PEN/LENS KALEMİ" /></center></p>
<p>Bir ucunda temizleme pedi, diğer ucunda ise fırça bulunan lens temizleme kalemleri, lens üzerindeki ufak noktalar ve tozlar için etkili bir temizleme sağlar. Parmak izi ya da yağ gibi yüzeye yayılmış lekelerde ise aynı derecede etkili olamaz.</p>
<p>Lens temizleme kalemi seçerken, fırça kılları yumuşak ve kaliteli olan bir modelin seçilmesi tavsiyemizdir. Sert bir fırça lens yüzeyinde çizikler oluşturabilir.</p>
<p>5- Lens Temizleme Sıvısı kullanın;</p>
<p>Piyasada bulabileceğiniz alkol bazlı temizleme sıvıları yüzey üzerindeki yağ, parmak izi gibi lekeleri çıkarmayı oldukça kolaylaştırır. Ancak bu sıvı doğrudan lens üzerine değil, özel amaçlı temizleme bezi ya da mendilinin üzerine uygulanmalıdır.<br />
Bez ile ya da mendille temizlik yapmadan önce lens yüzeyinde ya da kumaşın arasında ufak ve sert taneciklerin bulunmadığından emin olmalıyız. Aksi takdirde silme sırasında bu tanecikler cam yüzeyini kolaylıkla çizebilir. Bunun için silme öncesi lens üzerinde fırça ile ya da üfleme yoluyla temizleme yapılmalıdır. Kumaş ise kontrol edilmeli ve eskimesi beklemeden değiştirilmelidir.<br />
Lens sıvısına göre daha kolay, ucuz ve güvenli bir alternatif ise cama ‘hoh’ layarak bez yardımıyla silmektir. Ancak pratikliği abartıp t-shirtünüzü silme amaçlı kullanmamanızı öneririz.</p>
<p>6- Körük Kullanın;</p>
<p><center><img src="http://www.ariktekin.com/flickr/blower2.jpg" alt="BLOWER/KÖRÜK/ÜFLEYİCİ" /></center></p>
<p>Körük (blower) hem lens yüzeyine hem de makinenin içine uygulanabilir. Bir avantajı cam yüzeyiyle herhangi bir fiziksel temas gerektirmemesidir. Ancak makinenin içine sıkıldığında makinenin muhtelif yüzeylerine yapışmış durumda bekleyen tozları çoşturarak sensör yüzeyine yapışmasına neden olabilir.</p>
<p>En güzel temizlik yöntemi, lensinizin kirlenmesine müsaade etmemektir. Eğer kirlenme önlenemediyse temas gerektirmeyen yöntemleri seçmeli, bunlar da başarılı olamadıysa en son yol olarak temas gerektiren yöntemleri uygulamanızı tavsiye ederiz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fotografkiraathanesi.com/objektiflerimizi-nasil-temiz-tutariz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kış Fotoğrafçılığı &#8211; 2</title>
		<link>http://www.fotografkiraathanesi.com/kis-fotografciligi-2/</link>
		<comments>http://www.fotografkiraathanesi.com/kis-fotografciligi-2/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Nov 2007 10:41:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>arıktekin</dc:creator>
				<category><![CDATA[HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[MAKALELER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fotografkiraathanesi.com/2007/11/23/kis-fotografciligi-2/</guid>
		<description><![CDATA[İlk bölümde kendimizi soğuk havaya karşı nasıl hazırlamamız gerektiğinden bahsetmiştik. Bu bölümde ise ekipmanımızı kış şartlarına göre nasıl hazırlamanız gerektiği konusunda önerilerde bulunacağız.
Düzenli Olun: Dondurucu bir havada, ekipmanlarınıza ulaşmak, ufacık bir filtreyi ya da pili aramakla zaman kaybetmek istemeyeceğiniz kesin, bir de buna hareketlerinizi iyice zorlaştıran kalın kıyafetlerinizi ekleyin. Bu yüzden dışarıya çıkmadan önce ekipmanlarınızı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İlk bölümde kendimizi soğuk havaya karşı nasıl hazırlamamız gerektiğinden bahsetmiştik. Bu bölümde ise ekipmanımızı kış şartlarına göre nasıl hazırlamanız gerektiği konusunda önerilerde bulunacağız.</p>
<p><strong>Düzenli Olun:</strong> Dondurucu bir havada, ekipmanlarınıza ulaşmak, ufacık bir filtreyi ya da pili aramakla zaman kaybetmek istemeyeceğiniz kesin, bir de buna hareketlerinizi iyice zorlaştıran kalın kıyafetlerinizi ekleyin. Bu yüzden dışarıya çıkmadan önce ekipmanlarınızı düzenli ve kolayca ulaşabilecek şekilde yerleştirmelisiniz. Fotoğrafçılar için üretilen özel yelekler bu düzenlemeye izin verdiği gibi, ekipmanın vücudunuza yakın ve dolayısıyla sıcak tutulması açısından da faydalı olacaktır.</p>
<p><strong>Ekstra Pil Taşıyın:</strong> Düşük sıcaklıklarda pillerin ömrü oldukça kısalmaktadır. Soğuk havada en sık rastlanılan sorun şarjı biten piller dolayısıyla ortaya çıkmaktadır. Bu bakımdan soğuk havalarda yanınızda fazladan birkaç adet pil taşımak kaçınılmazdır. Kullanılmadığı süre içinde pilleri sıcak ortamlarda tutmak şarj ömürlerinin azalmasını önleyecektir. Aynı amaçla çekim yapılmadığı anlarda fotoğraf makinenizi sıcak yerlerde tutmalısınız.</p>
<p><strong>Poşet Taşıyın:</strong> Komik görünmeyi mi tercih edersiniz, yoksa ıslanıp bozulan 3000 €’luk EOS 5D’nizi masa üstü süsü yapmayı mı? Kar ya da yağmur yağarken çekim yapmak zorunda kalırsanız, makinenizi plastik bir poşet ya da benzeri ile korumakta fayda var. Lensin ve vizörün önünü keserek hem çekime devam eder, aynı zamanda diğer bölgeleri suya karşı koruyabilirsiniz. Ya da bu şartlar için üretilmiş özel şemsiyeler kullanabilirsiniz. Bazı kompakt dijital fotoğraf makineleri için üretilen küçük boyutlu su geçirmez su altı muhafazaları bulunmaktadır. Varsa bunları da kullanarak makinenizi kara ve suya karşı koruyabilirsiniz.</p>
<p><strong>Lensinize dikkat:</strong> Lensinizin üstüne bir kar tanesi ya da benzer istenmeyen bir madde yapıştığında üflemeyin. Ilık nefesiniz cam üzerine değdiğinde çok kısa sürede donacak ve buz çözülene kadar objektifiniz kullanılmaz halde kalacaktır. Aynı durum vizörünüzün camı için de geçerlidir.</p>
<p><strong>Makinenizi Ani sıcaklık değişimlerinden koruyun:</strong> Ani sıcaklık değişikliklerinden dolayı lens ve makineniz üzerinde ortaya çıkan yoğunlaşma sonucu oluşan su, objektifiniz ve makineniz için oldukça zararlı olabilir. Makinenizi ani sıcaklık değişikliklerine maruz bırakmayın ve yavaş yavaş ısınmasını sağlayın. Soğuktan sıcağa girerken makinenizi hava almayan bir plastik torbanın içine koymak, yoğuşmanın makine üzerinde değil torba yüzeyinde olmasını sağlayacak ve böylece makinenizi ve objektifinizi yoğunlaşan sudan daha etkili olarak koruyabileceksiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fotografkiraathanesi.com/kis-fotografciligi-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kış Fotoğrafçılığı &#8211; 1</title>
		<link>http://www.fotografkiraathanesi.com/kis-fotografciligi-1/</link>
		<comments>http://www.fotografkiraathanesi.com/kis-fotografciligi-1/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Nov 2007 19:47:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>arıktekin</dc:creator>
				<category><![CDATA[HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[MAKALELER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fotografkiraathanesi.com/2007/11/20/kis-fotografciligi-1/</guid>
		<description><![CDATA[Kış mevsimi hem fotoğrafçılar hem de ekipmanları için zorlu şartlar anlamına gelir. Ama aynı zamanda farklı ve orijinal fotoğraflar yaratabilme açısından da bir fırsattır. Zor elde edilen şeylerin verdiği haz her zaman daha fazladır, fotoğrafçı için de durum değişmez. Diğerlerinin dışarıya çıkmayı göze alamadıkları şartlarda sokakta tek olmak, hem doğaya karşı bir başkaldırı hem de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kış mevsimi hem fotoğrafçılar hem de ekipmanları için zorlu şartlar anlamına gelir. Ama aynı zamanda farklı ve orijinal fotoğraflar yaratabilme açısından da bir fırsattır. Zor elde edilen şeylerin verdiği haz her zaman daha fazladır, fotoğrafçı için de durum değişmez. Diğerlerinin dışarıya çıkmayı göze alamadıkları şartlarda sokakta tek olmak, hem doğaya karşı bir başkaldırı hem de farklı olduğunu hissetme sayesinde ulaşılan eşsiz bir tatmin kaynağıdır.</p>
<p>Zorlu kış koşullarında, soğukta ve karda fotoğrafçılığın çekim tekniği ve ekipman açısından bir çok zorluğa gebe olduğu tartışılmazdır. Ancak bunlardan daha önemli bir faktör vardır ki, bu da fotoğrafçının kendisidir. Hem beden hem de beyin olarak hazır olmayan kişinin tekniğini ve ekipmanını tam olarak kullanabilmesi beklenemez.</p>
<p>Fotoğrafçının tam olarak işine konsantre olabilmesi için üşümemesi ve rahatça hareket edebilmesi gerekmektedir. Çekim yapılacak bölgeye gidilmesi, burada hazırlıkların yapılması ve tabiî ki çekimin kendisi genellikle fotoğrafçının uzun süreli dışarıda kalmasını gerektirmektedir. Bu süre zarfında vücut sıcaklığını fotoğraf makinesi ve diğer ekipmanları gibi mümkün olduğunca yüksek tutması gerekmektedir. Soğuk havalarda metabolizma yavaşlar ve hareketler ağırlaşır, bu dafotoğrafçının performasını düşürür.</p>
<p>Bu bölümde, ideal çekim şartlarının sağlanması için kişinin ön hazırlık ve giyim konusunda dikkat etmesi gereken noktaları sıralamaya çalışacağız. Bu tavsiyelerin birçoğu, soğuk hava ve karda yapılan diğer aktiviteler için de işe yarayabilir.</p>
<p><strong>Ayaklarınızı sıcak tutun:</strong> Üşümeyi engelleme açısından en önemli bölge ayaklardır, maksimum ısı koruması için çift kat çorap giyin. Alta <em>Thinsulate</em> ya da benzeri özellikte bir çorap, üstte ise kalın bir yün çorap ideal ikili olacaktır. 3M tarafından üretilen hafif ve dayanıklı mikrofiber bir malzeme olan <em>Thinsulate</em>, hava geçişini engelleyerek sıcaklığı koruma özelliğine sahiptir. Ayrıca ağırlığının sadece %1’i kadar suyu emer ve çok kolay kurur. Ayakkabı olarak da deri ya da su geçirmez malzemeden bir model seçilmelidir Tek bir kalın kıyafet yerine daha ince birden çok kat giymek ısıyı koruma açısından dana etkilidir. Uzun iç çamaşırlar üzerine yün ya da polyester pantolon, ve en üste de rüzgar ve su geçirmeyen hafif ikinci bir pantolon oldukça iyi bir koruma sağlar. Üst vücudumuza ise pamuklu uzun atlet, balıkçı yaka kazak ve rüzgar geçirmeyen <em>Goretex</em> kabanlar giyilebilir. Ayrıca fotoğraf malzemelerini koymak için özel olarak dizayn edilmiş iç yeleklerin kullanımı hem ekstra koruma hem de ekipmanlarınızı bir arada ve sıcak tutmanızı sağlar.</p>
<p><strong>Başınız açıkta kalmasın:</strong>Kulakları kapatan yün bir bere genelde yeterli olur. Isı kaybının büyük kısmının kafadan gerçekleştiğini unutmamak gerekir. Ayrıca kabanınızın fermuarını en üste kadar çekerseniz ve kapşonunuzu kaparsanız rüzgara ve suya karşı da koruma sağlamış olursunuz. Dikkat edilmesi gerekenler gözlerin ve etrafının fotoğraf makinesi kullanımını herhangi bir şekilde engelleyecek şekilde kapalı olmamasıdır. Güneş ve kar olduğu günler yansımalar gözünüzü alacaktır. Bunu engellemek için güneş gözlüğü kullanımı faydalı olabilir.</p>
<p><strong>Eller:</strong> Ellerimizi soğuğa karşı korumaya alırken dikkat edilmesi gereken, kullandığımız eldivenin makine fonksiyonlarını ya da diğer ekipmanları kullanmamıza engel teşkil etmemesi gerektiğidir. Alta kayakçılar tarafından kullanılan ipek eldivenler, üzerine parmaksız yün eldivenler kullanılabilir. Ancak ipek eldivenler çok kaygan olduğu için dikkatli olmak gerekir. Diğer bir öneri ise golf eldivenleri üzerine yün parmaksız eldiven giyilmesi olabilir. Golf eldivenlerinin kavraması ipek eldivenlere göre daha iyidir. Kıyafetlerinizin mümkün olduğunca 2.bir çiftini taşımak, özellikle ıslanma durumlarında çok faydalı olabilir.</p>
<p><strong>Ek önlemler:</strong> Bunlar dışında uzun süre ısısını koruyabilen kimyasal sıvı paketleri ve hatta pille çalışan ısıtıcılar da kullanılabilir. Termosunuzda getirdiğiniz sıcak bir çorba hem sizi ısıtacak hem de karnınızı doyuracaktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fotografkiraathanesi.com/kis-fotografciligi-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÖLÜ DOĞA / STILL LIFE</title>
		<link>http://www.fotografkiraathanesi.com/olu-doga-still-life/</link>
		<comments>http://www.fotografkiraathanesi.com/olu-doga-still-life/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Apr 2007 08:58:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>arıktekin</dc:creator>
				<category><![CDATA[MAKALELER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fotografkiraathanesi.com/2007/04/06/olu-doga-still-life/</guid>
		<description><![CDATA[ mur58
&#8220;Still Life&#8221; veya &#8220;Nature Morte&#8221;, Türkçesiyle &#8220;ölü doğa&#8221;, yalnızca &#8220;eser&#8221; olarak değil, aynı zamanda masrafsız bir eğitim malzemesi olduğu için sanat dünyasında uzun süredir var.
Eğitim yönüyle, sanatçıya, kompozisyon kurarken, dilediği kadar vakit kullanma şansı vermesi, küçük hareketlerle olabilecek çeşitlemeleri aramasına izin vermesi, canlı model kullanmaya göre daha az zahmetli olması, Doğada çalışmaya göre daha [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://farm1.static.flickr.com/25/buddyicons/58987786@N00.jpg" /> <a href="http://www.flickr.com/photos/58987786@N00/" target="blank">mur58</a></p>
<p>&#8220;Still Life&#8221; veya &#8220;Nature Morte&#8221;, Türkçesiyle &#8220;ölü doğa&#8221;, yalnızca &#8220;eser&#8221; olarak değil, aynı zamanda masrafsız bir eğitim malzemesi olduğu için sanat dünyasında uzun süredir var.<br />
Eğitim yönüyle, sanatçıya, kompozisyon kurarken, dilediği kadar vakit kullanma şansı vermesi, küçük hareketlerle olabilecek çeşitlemeleri aramasına izin vermesi, canlı model kullanmaya göre daha az zahmetli olması, Doğada çalışmaya göre daha konforlu ve kontrol edilebilir olması, aynı modelin tekrar tekrar çalışılarak teknik gelişmenin kolay izlenebilmesi nedeniyle tercih edilir.<br />
Öte yandan, &#8216;ölü doğa&#8217;, Sanat&#8217;ın zanaat&#8217;tan ayrılmasıyla, konunun, doğanın yarattığı güzellikle estetik güzelliğin birbirinden ayrıştırma çabasında, sıradan nesnelerin estetik güzelliğin unsurları olabileceğinin sergilendiği iyi bir alan olmuştur.<br />
Terim, muhtemelen, 17. yy başlarında, bir &#8216;janr&#8217; olarak ölü doğayı çok benimseyen Hollandalı ressamlar tarafından &#8217;stilleven&#8217; olarak ortaya çıktı. 18. yy&#8217;da Jean Chardin, Henri Fantin-Latour, Francisco de Zurbarán, Georg Flegel gibi ressamlar klasik nature morte&#8217;u zirveye çıkardılar. Bu dönemler, aynı zamanda atölyeler ve klasik resim eğitimi nedeniyle de ölü doğa&#8217;yı bağrına bastı.<br />
19. yy&#8217;da empresyonizmle beraber doğaya çıkan sanatçılar, atölye ressamlığını küçümsedikleri, güneş ışığını ve oyunlarını analizetmeyi sevdikleri için, daha çok stüdyo geleneğinde olan ölü doğa&#8217;yı fazla sevemedi. Öte yandan, empresyonizm, post-empresyonizme dönerken, empresyonizmin de doğanın taklidi olduğu ve aslolanın sanatçının içindeki, beynindekini ortaya çıkartması gerektiği duygusu ölü doğanın tekrar gündeme gelmesine yol açtı. Dönemin, &#8216;Bohem&#8217; havası da atölye ortamının tekrar prim yapmasına yol açtı.</p>
<p>Georges Braque ve Picasso&#8217;nun aynı atölyede, aynı nesneleri resmederken konuya katkılarıyla nasıl farklılaştırdıkları ölü doğa&#8217;nın anlamının iyi bir göstergesidir.<br />
Ölü doğa, resim ve fotoğraf eğitiminde &#8220;neyi çizdiğin (çektiğin) değl nasıl çizdiğin (çektiğin) önemlidir&#8221;i anlatmak için iyi bir ortam sağlar.</p>
<p>Sözünü ettiğim dönemler öncesinde de ölü doğa çokça resmedilmiştir ama, ya eğitim amacıyla ya dekoratif unsur ya da dinsel anlamlarda (bolluk getirmesi dileği gibi). Gerçi Jan van Eyck gibi bazı ressamlar da sembolik anlamlarına çok önem vermişlerdir ama işleri dinsel bir törenin parçası sayılmazlar.</p>
<p>Ölü doğa resmeden ressamların bazıları:<br />
18.yy&#8217;dan önce doğanlar:<br />
Juan Sanchez Cotan, Georg Flegel, &#8216;yaşlı&#8217; Ambrosius Bosschaert, Clara Peeters, Willem Claesz. Heda, Pieter Claesz, Francisco de Zurbarán, Floris van Schooten, Adriaen van Ostade, Willem Kalf, Hubert van Ravesteyn, Jan Fyt, Pieter van de Venne, Samuel van Hoogstraten, Jean-Baptiste Siméon Chardin.<br />
18. yy -19. yy ortası arasında doğanlar:<br />
James Peale, Raphaelle Peale, Rubens Peale, William Henry Fox Talbot, George Cochran Lambdin, Henri Fantin-Latour, Severin Roesen, George Walter Harris, Paul Cézanne, Pierre-Auguste Renoir, Paul Gauguin<br />
19. yy ortası 20.yy arası doğanlar:<br />
Vincent van Gogh, William Harnett, John Frederick Peto, William J. McCloskey, Georges Seurat, Alfred Henry Maurer, Henri Matisse, Marsden Hartley, Walt Kuhn, Pablo Picasso, Georges Braque, John Haberle, Charles Demuth, Ben Benn, Robert Delaunay, Edward Weston, Juan Gris, Gerald Murphy, Joan Miró<br />
20. yy sanatçıları:<br />
Pili Pili Mulongoya, Wayne Thiebaud, Richard Diebenkorn, Brian Connelly, Ralph Goings, Audrey Flack, Tom Wesselmann, Flora C. Mace, and Joey Kirkpatrick, Georgia O&#8217;Keeffe, Stuart Davis, Marsden Hartley, Edward Weston, Andy Warhol, Don Eddy, Ralph Goings, Audrey Flack</p>
<p>Wassily Kandinsky: &#8220;Cezanne, bir çay fincanından hayat yarattı, daha doğrusu, bir çay fincanının içinde yaşayan birşeyler olduğunu farketti. O, ölü doğayı bir daha cansız kalamayacağı bir yere yükseltti. O, nesneleri insanlarmış gibi resmetti, çünkü onda nesnelerin doğasındaki ilahi gücü çıkartma yeteneği vardı. Renkleri ve çizgileri ruhani uyuma göreydi. Bir insan, bir elma &#8211; hepsi de Cezanne tarafından &#8216;resim&#8217; denen şeyin yaratılması için kullanıldı, ki gerçek içsel ve sanatsal uyum budur&#8221;</p>
<p><span style="color:#ffffff;">.</span><a href="http://www.flickr.com/photos/58987786@N00/" target="blank"></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fotografkiraathanesi.com/olu-doga-still-life/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
