<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Fotoğraf Kıraathanesi &#187; GENEL</title>
	<atom:link href="http://www.fotografkiraathanesi.com/kategori/genel/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.fotografkiraathanesi.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 01 Sep 2009 16:57:37 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Akbank Sanat&#8217;tan Selma Gürbüz Sergisi</title>
		<link>http://www.fotografkiraathanesi.com/akbank-sanattan-selma-gurbuz-sergisi/</link>
		<comments>http://www.fotografkiraathanesi.com/akbank-sanattan-selma-gurbuz-sergisi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Feb 2009 14:26:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>arıktekin</dc:creator>
				<category><![CDATA[GENEL]]></category>
		<category><![CDATA[HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[Sergi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fotografkiraathanesi.com/akbank-sanattan-selma-gurbuz-sergisi/</guid>
		<description><![CDATA[Selma Gürbüz Sergisi Akbank Sanat&#8217;ta

7 Ocak-14 Şubat 2009
Küratör: Levent Çalıkoğlu
Dışarısı ile içerisi arasındaki diyalektik sınır artık tarih oldu. Sızıntılar, yer değiştirmeler, taklit-kopyalar, başka formlara dönüşebilen imajlar tuhaf bellek katmanları kuruyor. Davetsiz olarak zuhur eden imge sosyal, kültürel, ekonomik ve bilinçaltı rotaları kesiyor ve yeri geldiğinde de bu farklı akışları birbirine bağlıyor. Sergi tekrar tekrar görselleştirilerek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Selma Gürbüz Sergisi Akbank Sanat&#8217;ta</p>
<p><img src="http://www.fotografkiraathanesi.com/wp-content/uploads/2009/02/aksanat.jpg" alt="" /></p>
<p>7 Ocak-14 Şubat 2009<br />
Küratör: Levent Çalıkoğlu</p>
<p>Dışarısı ile içerisi arasındaki diyalektik sınır artık tarih oldu. Sızıntılar, yer değiştirmeler, taklit-kopyalar, başka formlara dönüşebilen imajlar tuhaf bellek katmanları kuruyor. Davetsiz olarak zuhur eden imge sosyal, kültürel, ekonomik ve bilinçaltı rotaları kesiyor ve yeri geldiğinde de bu farklı akışları birbirine bağlıyor. Sergi tekrar tekrar görselleştirilerek aslını inkar etmeye başlayan mitos ve destanlardan, moda dergilerine uzanan ikonik duruşların zarafetine, minyatürlerde göz ve bakış hatlarındaki kutsal ikilikten, feminist sanatın yerleştirdiği anlatılara kadar görünüşte birbirinden uzak ama bilinçaltının evsahipliğini yaptığı davetsiz bilgi, form ve arketipleri bir araya getiriyor. Resim ve heykelin parça bütün ilişkileriyle kimi zaman yabanıl bir boşluk olarak giydirildiği kimi zamanda yalın bir form diliyle bir patchwork gibi birbirine teyellendiği incelikli bir anlatım dili dolanıyor bu kompozisyonlarda. Pop sanatın aşırı anlam yüklü dominant renk ve biçim dilinin olduğu kadar masalsı bir özün sunduğu hayalgücü avuntusunun hüzünlü etkileri var Selma Gürbüz&#8217;ün çalışmalarında.</p>
<p>Akbank Sanat</p>
<p><img src="http://www.fotografkiraathanesi.com/wp-content/uploads/2008/09/fk_bar3.jpg" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fotografkiraathanesi.com/akbank-sanattan-selma-gurbuz-sergisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Osman Hamdi Bey&#8217;e farklı bir bakış</title>
		<link>http://www.fotografkiraathanesi.com/osman-hamdi-beye-farkli-bir-bakis/</link>
		<comments>http://www.fotografkiraathanesi.com/osman-hamdi-beye-farkli-bir-bakis/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 Apr 2008 21:52:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>arıktekin</dc:creator>
				<category><![CDATA[GENEL]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fotografkiraathanesi.com/2008/04/19/osman-hamdi-beye-farkli-bir-bakis/</guid>
		<description><![CDATA[Posta Kutuma gelen bir metni sizlerle paylaşmak istedim;
&#8220;Osman Hamdi Bey&#8217;in KAPLUMBAĞA TERBİYECİSİ adlı eşsiz tablosu, Pera Palas yanındaki Pera Müzesinde sergilenmektedir.  Sonsuza kadar da orada kalacaktır.  Ücretsizdir.
Bu resmi görmeden, bu dünyadan ayrılmayınız.

Terbiyecinin elinde tuttuğu ney&#8217;i, elinizi uzatıp alacağınız geliyor. Üç boyutlu bir resim bu.
Özellikle bakacağınız öğeler:
1.Duvardaki dökülmüş sıvalar,
2.Size doğru uzanan ney,
3.Terbiyecinin çatlak topukları,
Bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>Posta Kutuma gelen bir metni sizlerle paylaşmak istedim;</em></p>
<p>&#8220;Osman Hamdi Bey&#8217;in KAPLUMBAĞA TERBİYECİSİ adlı eşsiz tablosu, Pera Palas yanındaki Pera Müzesinde sergilenmektedir.  Sonsuza kadar da orada kalacaktır.  Ücretsizdir.</p>
<p>Bu resmi görmeden, bu dünyadan ayrılmayınız.<br />
<a target="blank" href="http://www.fotografkiraathanesi.com/wp-content/uploads/2008/04/20080406_0989_com.jpg"><img img style="FLOAT: left; MARGIN: 20px 10px 0px 0px;"border="0" src="http://www.fotografkiraathanesi.com/wp-content/uploads/2008/04/20080406_0989_com_k.jpg" alt="Kaplumbağa Terbiyecisi-Osman Hamdi Bey" /></a></p>
<p>Terbiyecinin elinde tuttuğu ney&#8217;i, elinizi uzatıp alacağınız geliyor. Üç boyutlu bir resim bu.</p>
<p>Özellikle bakacağınız öğeler:</p>
<p>1.Duvardaki dökülmüş sıvalar,<br />
2.Size doğru uzanan ney,<br />
3.Terbiyecinin çatlak topukları,<br />
Bu üç öğe, bu resmi neden dünyanın en beğenilen resmi yapmadı hayret&#8230;<br />
30 cm.lik Mona Lisa bu payeyi alıyor, Osman Hamdi&#8217;yi İstanbul&#8217;lular bile tanımıyor. Bu da ezeli zayıflıklarımızdan biri olsa gerek&#8230;</p>
<p>Yukarıdaki sorunun esasen cevabi:</p>
<p>Osman Hamdi Bey, zamanın baş kaldırıcılarından biridir de ondan.</p>
<p>Kaplumbağa terbiye edilebilecek en zor hayvandır.  Ancak, &#8216;kaplumbağayı bile terbiye edebilirsiniz&#8217; diyerek, zamanın müstebit ve monarşik Osmanlı yönetimine karşı çıkıyor.  &#8216;Siz, bir araya gelirseniz bu yönetimi bile adam edebilirsiniz&#8217; diyor.  Saray, Osman Hamdi Bey&#8217;i uyarıyor.</p>
<p>Osman Hamdi Bey, baş kaldırışına devam ediyor.</p>
<p>Sarayın bahçesinde başı açık olarak Kuran okuyan bir kadın resmediyor.</p>
<p>Bu resim, Osman Hamdi Bey&#8217;in sonu oluyor.<br />
Şimdi anladınız mı, Osman Hamdi Bey, neden evrensel olamamış?</p>
<p>Kısa yoldan halletmişiz adamı da ondan&#8230;&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fotografkiraathanesi.com/osman-hamdi-beye-farkli-bir-bakis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>PİKSELİN ÖNEMİ</title>
		<link>http://www.fotografkiraathanesi.com/pikselin-onemi-2/</link>
		<comments>http://www.fotografkiraathanesi.com/pikselin-onemi-2/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 02 Mar 2008 10:50:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>arıktekin</dc:creator>
				<category><![CDATA[GENEL]]></category>
		<category><![CDATA[MAKALELER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fotografkiraathanesi.com/pikselin-onemi-2/</guid>
		<description><![CDATA[Piksel değeri yüksek makineler, az olanlara göre daha iyi fotoğraf çeker diye düşünülür.
Teorik olarak bu değerler ne kadar yüksek olursa çektiğimiz fotoğrafa o kadar çok detay kaydedilebilecektir. Ne var ki yüksek çözünürlüklü bir görüntü ancak büyük boyutlardaki baskılarda avantaj sağlar. Kartpostal ebadındaki bir baskıda, fotoğrafın 20 milyon pikselle ya da iki milyon pikselle çekilmesi fark [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Piksel değeri yüksek makineler, az olanlara göre daha iyi fotoğraf çeker diye düşünülür.<br />
Teorik olarak bu değerler ne kadar yüksek olursa çektiğimiz fotoğrafa o kadar çok detay kaydedilebilecektir. Ne var ki yüksek çözünürlüklü bir görüntü ancak büyük boyutlardaki baskılarda avantaj sağlar. Kartpostal ebadındaki bir baskıda, fotoğrafın 20 milyon pikselle ya da iki milyon pikselle çekilmesi fark etmez.</p>
<p>Dijital fotoğraf kavramı çok da uzun sayılamayacak bir süre önce hayatımıza girmesine rağmen, kendine önemli bir yer edindi. Kimyasal fotoğrafın 167 yıllık tarihi ile kıyaslandığında, 1969&#8242;daki ilk çalışmaları ya da 1985&#8242;teki ilk ticari dijital fotoğraf makinesini düşünürsek, gerçekten de kısa bir geçmişi var dijital fotoğrafın. Doğru düzgün görüntü üretebilen ilk dijital fotoğraf makinelerinin raflarda yer almaya başladığı 1999 yılını baz alanlar için, geçen yedi yıl içinde elde edilen gelişme baş döndürücü sayılır. Görünen o ki; çok kısa bir süre içinde, özellikle amatör kullanımda, kimyasal fotoğrafın yerini bütünüyle alacak. Dijital fotoğrafın bu hızlı yükselişinde yine &#8216;hız&#8217; faktörü en önemli etken. Çekilen fotoğrafın hemen baskıya hazır hale gelmesi, internet ya da cep telefonu aracılığıyla anında dünyanın bir ucuna gönderilebilmesi, diğer özelliklerinin tümünden daha önemli bir gelişmeydi; ki bu hâlâ da böyle. Diğer avantajları arasında; film ve banyo gerektirmemesi (hem zaman, hem de paradan tasarruf, ayrıca çevre kirliliğini önleme), film tarama işleminin ortadan kalkması (hem zaman, hem de paradan tasarruf), kayıpsız çoğaltma, az kayıpla büyütme, görüntü işleme olanakları sayılabilir. Tabii listeyi daha da uzatmak mümkün&#8230;</p>
<p>Aslında bir fotoğrafçı için belki de en önemli avantaj görüntü kalitesi. Dijital fotoğraf, iki yılı aşkın bir süredir kimyasal fotoğraftan daha iyi sonuçlar veriyor. Günümüzde &#8216;giriş düzeyinde&#8217; olarak adlandırılabilecek dijital refleks fotoğraf makineleri (bin doların altında satılan DSLR modellerden bahsediyorum) bile kimyasal fotoğrafa denk görüntüler elde ediyor. Sekiz milyon pikselin (ya da bir başka deyişle 8 megapikselin) daha üstündeki modeller ise kimyasal filmle çekilmiş fotoğraftan belirgin bir şekilde daha iyisini sunuyor. Hatta 16.6 milyon piksellik bir model, 4.5&#215;6 santimetre formatındaki orta format filme eşdeğer kalitede görüntü üretiyor. Orta format fotoğraf makinelerinin arkasına takılabilen dijital arkalıklar ise 33-39 milyon piksellik çözünürlükleriyle orta format (hatta büyük format) filmden çok daha iyi görüntüler oluşturabiliyor. Burada sözünü ettiğim &#8216;kalite&#8217; yalnızca keskinlik değil, ton zenginliği ve poz toleransı gibi konuları da içine alan &#8216;toplam kalite&#8217; kavramı. Bu tür kavramları tek tek incelediğimiz zaman, ortalama bir DSLR&#8217;nin 100 ISO&#8217;luk diapozitif filmden her bakımdan daha iyi sonuç verdiği görülmektedir. Bu sonucu keskinlik açısından ele alalım; ki bu kolay tanımlanabilecek bir kavram değil. Gözümüzle gördüğümüz ve gayet iyi bildiğimiz bir şey olmasına karşın, bir objektifin ya da bir filmin (ve elbette bir algılayıcının) &#8216;milimetrede kaç çizgi çifti ayırdığını&#8217; kavramamız o kadar kolay olmaz. Bu nedenle, keskinlik kavramının çözünürlük, akütans ve kontrast gibi kavramlara bağlı olarak değişkenlik göstereceğini bilmemiz daha önemli. Çözünürlük dediğimiz kavram, iki şekilde karşımıza çıkar: İlki birim uzunluktaki piksel sayısıdır. İkincisi olan toplam çözünürlükte ise, görüntüyü oluşturan bütün piksellerin sayısı çözünürlüğü ifade eder. Teorik olarak bu değerler ne kadar yüksek olursa çektiğimiz fotoğrafta o kadar çok detay kaydedilebilecektir. Ancak burada unutulmaması gereken önemli bir ayrıntı var: Yüksek çözünürlüklü bir görüntü, ancak büyük boyutlarda basıldığı zaman bir avantaj sağlar. Yani kartpostal boyutunda basılacak olan bir görüntünün kaç milyon piksel olduğu önemli değildir. Bu büyüklükte basılacak bir fotoğrafı iki milyon ya da 20 milyon piksellik bir fotoğraf makinesi ile çekmiş olmanın hiçbir farkı yoktur. İkisi de aynı sonucu verecektir. Örneğin 30&#215;40 ya da 70&#215;100 santimetre gibi çok daha büyük boyutlarda basılacak fotoğraflarda, çözünürlük değerleri önemli rol oynamaya başlar. Bu durumda, toplam çözünürlük değeri büyük olan fotoğraf makinesi daha keskin, daha ayrıntılı görüntüler sağlayacaktır. Teorik olarak 100 ASA değerinde 35 milimetrelik diapozitif bir film, yaklaşık 22 milyon piksellik çözünürlüğe eşdeğer çözme gücüne sahiptir. Fakat bu değer, potansiyel bir değerdir ve pratikte hiçbir zaman 22 milyon piksele ulaşılamaz. Bu filmin önünde piyasadaki en keskin optik kullanılsa bile, sonuçtaki çözünürlük değeri yarı yarıya azalacaktır. Sıradan bir optikle, bu değer daha da aşağı çekilecektir. Ayrıca filmin banyosu ve baskısı (agrandizör optiği de devreye giriyor) işlemleri sırasında çözünürlük değerleri beş ile sekiz milyon piksele kadar düşer. Eğer film dijital olarak basılacaksa, taranması sırasında (tarama işlemine ve kullanılan tarayıcının özelliklerine bağlı olarak) gerçekleşecek kayıplar çok daha az olacaktır ve sonuçtaki görüntü 10 ile 12 milyon piksele eşdeğer çıkacaktır. Oysa dijital fotoğraf makinelerinde bu tür kayıplar yoktur. Elbette iyi optik ile kötü optik arasında birtakım farklar oluşur, ne var ki altı milyon piksellik bir algılayıcı, önünde ne kadar kötü bir optik olursa olsun, yine altı milyon piksel çözünürlükte bir görüntü oluşturur. Kaydedilen bu fotoğraf, baskıya kadar herhangi bir kayıp olmadan da taşınabilir. Görüntü keskinliği konusunda, algılayıcının çözünürlüğü kadar, kullanılan objektifin keskinliği de önemlidir. Her objektifle aynı kalitede görüntü oluşturulamaz. Objeltifle algılayıcının uyumu çok önemlidir. Hangi objektifin daha iyi sonuç vereceğini fotoğraf dergilerinde ve fotoğrafla ilgili internet sitelerinde yer alan testlerden öğrenebilirsiniz. Objektiflerin özellikle &#8216;akütans&#8217; adı verilen &#8216;kenar keskinliği&#8217; konusunda da önemli bir bileşen olduğunu bilmek gerekir. Fotoğrafı çekilecek konunun ve ışığın kontrastı da fotoğrafın keskin görünmesinde etkilidir.</p>
<p>Anlaşılacağı üzere çözünürlük değeri, dijital görüntülemedeki değişkenlerden yalnızca biri. Çözünürlüğe ek olarak objektif, algılayıcı büyüklüğü, renk doğruluğu, kirlilik düzeyi, renk saçılmaları gibi etkenler toplam kaliteyi belirler. Bu etkenlerden birisi bile değiştirilirse, sonuç görüntü farklılaşacaktır. Bu nedenle, özellikle çok küçük boyutlu algılayıcıların (1/2.5&#8242;) kullanıldığı küçük kompakt dijitallerle, APS boyutunda algılayıcıların kullanıldığı DSLR&#8217;lerin görüntü kaliteleri arasında, aynı çözünürlük değerlerinde bile önemli farklar bulunmaktadır. Piksel sayısı dışında fotoğrafın kalitesini belirleyen faktörler de vardır. Algılayıcının yüzey büyüklüğü de fotoğraf kalitesi açısından çok önemlidir. Fotoğraf makinesi satın alırken en çok dikkat edilmesi gereken konulardan biri, görüntü algılayıcısının boyutlarını öğrenmektir. Örnek olarak farklı yüzey büyüklüğüne sahip, altı milyon piksel çözünürlüğünde iki algılayıcıyı kıyaslayalım. Algılayıcılar köşegenlerinin uzunluklarıyla adlandırılırlar ve 1/1.7 inç uzunluğa sahip olan algılayıcı, 1/2.5 inç uzunluğundaki algılayıcıdan alan olarak 2.25 kat daha büyüktür. Alanın küçük olmasının getirdiği bazı dezavantajlar vardır. Küçük bir yüzeye çok sayıda algılayıcı hücre sıkıştırıldığı zaman &#8216;girişim&#8217; adı verilen sorun ortaya çıkar. Hücre, yalnızca üzerine düşen ışığı değil, komşu hücreden yansıyan ya da sapan ışığı da belli ölçüde algılar ve sonuçta keskinlik kaybı yaşanır. Ayrıca, küçük bir yüzeye çok sayıda algılayıcı hücre sıkıştırıldığı zaman, hücrelerin yüzeyleri de küçülür ve bu yüzden hücrelerin ışık algılama kapasiteleri azalır. Dahası, birbirine çok yakın konumlanan algılayıcı hücreleri daha çabuk ısınırlar ve bu nedenle, olarak bilinen görüntü kirliliği artar. Sonuç olarak, &#8216;büyük olan sensör iyidir&#8217;denebilir, ama bir yere kadar. Algılayıcıların boyu &#8216;full frame&#8217; yani 35 milimetrelik filmle aynı büyüklükte olmadıkça dijital fotoğraf makinesi alınmaz, diyen görüşe de aynı gerekçeyle saygı duyulması gerekir. Pratikte &#8216;full frame&#8217;in de başka sorunları var ve bu nedenle mükemmel görüntü veremiyorlar. Sorun, algılayıcı yüzeyinin büyük olması nedeniyle, mevcut objektiflerin oluşturduğu görüntünün kenar ve köşelerde bazı kayıplara neden olmasıdır. Eğer geniş açı objektifler kullanılmayacaksa ve sürekli kısık diyaframlarla çalışılacaksa, problem yaşanmaz. Bu tür makineler, normal ve teleobjektiflerde ve kısık diyafram değerleri kullanıldığında çok başarılı görüntüler oluşturuyorlar. Ne var ki geniş açı objektif kullanımında ve açık diyafram değerlerinde &#8216;vignetting&#8217; olarak bilinen köşe kararması, kenar ve köşelerde keskinlik azalması ile yine daha çok kenar ve köşelerde gözlemlenen &#8216;chromatic aberrations&#8217; yani renk dağılmaları gibi sorunlar hâlâ çözümlenebilmiş değil. Yeni objektif tasarımları yapılmadığı ya da algılayıcı içbükey olarak üretilmediği sürece sorunun çözümlenemeyeceği kesin. Bu durumun farkında olan çok sayıda üreticinin hâlâ küçük boyutlu algılayıcılarda ısrar etmesinin nedeni bir teknoloji sorunu değil; söz konusu sorunları fotoğrafçılara yaşatmama düşüncesi n Yazının daha ayrıntılı versiyonu için: www.kesfetmekicinbak.com/fotoatlasDijital fotoğraf kavramı çok da uzun sayılamayacak bir süre önce hayatımıza girmesine rağmen, kendine önemli bir yer edindi. Kimyasal fotoğrafın 167 yıllık tarihi ile kıyaslandığında, 1969&#8242;daki ilk çalışmaları ya da 1985&#8242;teki ilk ticari dijital fotoğraf makinesini düşünürsek, gerçekten de kısa bir geçmişi var dijital fotoğrafın. Doğru düzgün görüntü üretebilen ilk dijital fotoğraf makinelerinin raflarda yer almaya başladığı 1999 yılını baz alanlar için, geçen yedi yıl içinde elde edilen gelişme baş döndürücü sayılır. Görünen o ki; çok kısa bir süre içinde, özellikle amatör kullanımda, kimyasal fotoğrafın yerini bütünüyle alacak. Dijital fotoğrafın bu hızlı yükselişinde yine &#8216;hız&#8217; faktörü en önemli etken. Çekilen fotoğrafın hemen baskıya hazır hale gelmesi, internet ya da cep telefonu aracılığıyla anında dünyanın bir ucuna gönderilebilmesi, diğer özelliklerinin tümünden daha önemli bir gelişmeydi; ki bu hâlâ da böyle. Diğer avantajları arasında; film ve banyo gerektirmemesi (hem zaman, hem de paradan tasarruf, ayrıca çevre kirliliğini önleme), film tarama işleminin ortadan kalkması (hem zaman, hem de paradan tasarruf), kayıpsız çoğaltma, az kayıpla büyütme, görüntü işleme olanakları sayılabilir. Tabii listeyi daha da uzatmak mümkün&#8230; Aslında bir fotoğrafçı için belki de en önemli avantaj görüntü kalitesi. Dijital fotoğraf, iki yılı aşkın bir süredir kimyasal fotoğraftan daha iyi sonuçlar veriyor. Günümüzde &#8216;giriş düzeyinde&#8217; olarak adlandırılabilecek dijital refleks fotoğraf makineleri (bin doların altında satılan DSLR modellerden bahsediyorum) bile kimyasal fotoğrafa denk görüntüler elde ediyor. Sekiz milyon pikselin (ya da bir başka deyişle 8 megapikselin) daha üstündeki modeller ise kimyasal filmle çekilmiş fotoğraftan belirgin bir şekilde daha iyisini sunuyor. Hatta 16.6 milyon piksellik bir model, 4.5&#215;6 santimetre formatındaki orta format filme eşdeğer kalitede görüntü üretiyor. Orta format fotoğraf makinelerinin arkasına takılabilen dijital arkalıklar ise 33-39 milyon piksellik çözünürlükleriyle orta format (hatta büyük format) filmden çok daha iyi görüntüler oluşturabiliyor. Burada sözünü ettiğim &#8216;kalite&#8217; yalnızca keskinlik değil, ton zenginliği ve poz toleransı gibi konuları da içine alan &#8216;toplam kalite&#8217; kavramı. Bu tür kavramları tek tek incelediğimiz zaman, ortalama bir DSLR&#8217;nin 100 ISO&#8217;luk diapozitif filmden her bakımdan daha iyi sonuç verdiği görülmektedir. Bu sonucu keskinlik açısından ele alalım; ki bu kolay tanımlanabilecek bir kavram değil. Gözümüzle gördüğümüz ve gayet iyi bildiğimiz bir şey olmasına karşın, bir objektifin ya da bir filmin (ve elbette bir algılayıcının) &#8216;milimetrede kaç çizgi çifti ayırdığını&#8217; kavramamız o kadar kolay olmaz. Bu nedenle, keskinlik kavramının çözünürlük, akütans ve kontrast gibi kavramlara bağlı olarak değişkenlik göstereceğini bilmemiz daha önemli. Çözünürlük dediğimiz kavram, iki şekilde karşımıza çıkar: İlki birim uzunluktaki piksel sayısıdır. İkincisi olan toplam çözünürlükte ise, görüntüyü oluşturan bütün piksellerin sayısı çözünürlüğü ifade eder. Teorik olarak bu değerler ne kadar yüksek olursa çektiğimiz fotoğrafta o kadar çok detay kaydedilebilecektir. Ancak burada unutulmaması gereken önemli bir ayrıntı var: Yüksek çözünürlüklü bir görüntü, ancak büyük boyutlarda basıldığı zaman bir avantaj sağlar. Yani kartpostal boyutunda basılacak olan bir görüntünün kaç milyon piksel olduğu önemli değildir. Bu büyüklükte basılacak bir fotoğrafı iki milyon ya da 20 milyon piksellik bir fotoğraf makinesi ile çekmiş olmanın hiçbir farkı yoktur. İkisi de aynı sonucu verecektir. Örneğin 30&#215;40 ya da 70&#215;100 santimetre gibi çok daha büyük boyutlarda basılacak fotoğraflarda, çözünürlük değerleri önemli rol oynamaya başlar. Bu durumda, toplam çözünürlük değeri büyük olan fotoğraf makinesi daha keskin, daha ayrıntılı görüntüler sağlayacaktır. Teorik olarak 100 ASA değerinde 35 milimetrelik diapozitif bir film, yaklaşık 22 milyon piksellik çözünürlüğe eşdeğer çözme gücüne sahiptir. Fakat bu değer, potansiyel bir değerdir ve pratikte hiçbir zaman 22 milyon piksele ulaşılamaz. Bu filmin önünde piyasadaki en keskin optik kullanılsa bile, sonuçtaki çözünürlük değeri yarı yarıya azalacaktır. S<br />
radan bir optikle, bu değer daha da aşağı çekilecektir. Ayrıca filmin banyosu ve baskısı (agrandizör optiği de devreye giriyor) işlemleri sırasında çözünürlük değerleri beş ile sekiz milyon piksele kadar düşer. Eğer film dijital olarak basılacaksa, taranması sırasında (tarama işlemine ve kullanılan tarayıcının özelliklerine bağlı olarak) gerçekleşecek kayıplar çok daha az olacaktır ve sonuçtaki görüntü 10 ile 12 milyon piksele eşdeğer çıkacaktır. Oysa dijital fotoğraf makinelerinde bu tür kayıplar yoktur. Elbette iyi optik ile kötü optik arasında birtakım farklar oluşur, ne var ki altı milyon piksellik bir algılayıcı, önünde ne kadar kötü bir optik olursa olsun, yine altı milyon piksel çözünürlükte bir görüntü oluşturur. Kaydedilen bu fotoğraf, baskıya kadar herhangi bir kayıp olmadan da taşınabilir. Görüntü keskinliği konusunda, algılayıcının çözünürlüğü kadar, kullanılan objektifin keskinliği de önemlidir. Her objektifle aynı kalitede görüntü oluşturulamaz. Objeltifle algılayıcının uyumu çok önemlidir. Hangi objektifin daha iyi sonuç vereceğini fotoğraf dergilerinde ve fotoğrafla ilgili internet sitelerinde yer alan testlerden öğrenebilirsiniz. Objektiflerin özellikle &#8216;akütans&#8217; adı verilen &#8216;kenar keskinliği&#8217; konusunda da önemli bir bileşen olduğunu bilmek gerekir. Fotoğrafı çekilecek konunun ve ışığın kontrastı da fotoğrafın keskin görünmesinde etkilidir. Anlaşılacağı üzere çözünürlük değeri, dijital görüntülemedeki değişkenlerden yalnızca biri. Çözünürlüğe ek olarak objektif, algılayıcı büyüklüğü, renk doğruluğu, kirlilik düzeyi, renk saçılmaları gibi etkenler toplam kaliteyi belirler. Bu etkenlerden birisi bile değiştirilirse, sonuç görüntü farklılaşacaktır. Bu nedenle, özellikle çok küçük boyutlu algılayıcıların (1/2.5) kullanıldığı küçük kompakt dijitallerle, APS boyutunda algılayıcıların kullanıldığı DSLR&#8217;lerin görüntü kaliteleri arasında, aynı çözünürlük değerlerinde bile önemli farklar bulunmaktadır. Piksel sayısı dışında fotoğrafın kalitesini belirleyen faktörler de vardır. Algılayıcının yüzey büyüklüğü de fotoğraf kalitesi açısından çok önemlidir. Fotoğraf makinesi satın alırken en çok dikkat edilmesi gereken konulardan biri, görüntü algılayıcısının boyutlarını öğrenmektir. Örnek olarak farklı yüzey büyüklüğüne sahip, altı milyon piksel çözünürlüğünde iki algılayıcıyı kıyaslayalım. Algılayıcılar köşegenlerinin uzunluklarıyla adlandırılırlar ve 1/1.7 inç uzunluğa sahip olan algılayıcı, 1/2.5 inç uzunluğundaki algılayıcıdan alan olarak 2.25 kat daha büyüktür. Alanın küçük olmasının getirdiği bazı dezavantajlar vardır. Küçük bir yüzeye çok sayıda algılayıcı hücre sıkıştırıldığı zaman &#8216;girişim&#8217; adı verilen sorun ortaya çıkar. Hücre, yalnızca üzerine düşen ışığı değil, komşu hücreden yansıyan ya da sapan ışığı da belli ölçüde algılar ve sonuçta keskinlik kaybı yaşanır. Ayrıca, küçük bir yüzeye çok sayıda algılayıcı hücre sıkıştırıldığı zaman, hücrelerin yüzeyleri de küçülür ve bu yüzden hücrelerin ışık algılama kapasiteleri azalır. Dahası, birbirine çok yakın konumlanan algılayıcı hücreleri daha çabuk ısınırlar ve bu nedenle, &#8216;noise&#8217; olarak bilinen görüntü kirliliği artar. Sonuç olarak, &#8216;büyük olan sensör iyidir&#8217; denebilir, ama bir yere kadar. Algılayıcıların boyu &#8216;full frame&#8217; yani 35 milimetrelik filmle aynı büyüklükte olmadıkça dijital fotoğraf makinesi alınmaz, diyen görüşe de aynı gerekçeyle saygı duyulması gerekir. Pratikte &#8216;full frame&#8217;in de başka sorunları var ve bu nedenle mükemmel görüntü veremiyorlar. Sorun, algılayıcı yüzeyinin büyük olması nedeniyle, mevcut objektiflerin oluşturduğu görüntünün kenar ve köşelerde bazı kayıplara neden olmasıdır. Eğer geniş açı objektifler kullanılmayacaksa ve sürekli kısık diyaframlarla çalışılacaksa, problem yaşanmaz. Bu tür makineler, normal ve teleobjektiflerde ve kısık diyafram değerleri kullanıldığında çok başarılı görüntüler oluşturuyorlar. Ne var ki geniş açı objektif kullanımında ve açık diyafram değerlerinde &#8216;vignetting&#8217; olarak bilinen köşe kararması, kenar ve köşelerde keskinlik azalması ile yine daha çok kenar ve köşelerde gözlemlenen &#8216;chromatic aberrations&#8217; yani renk dağılmaları gibi sorunlar hâlâ çözümlenebilmiş değil. Yeni objektif tasarımları yapılmadığı ya da algılayıcı içbükey olarak üretilmediği sürece sorunun çözümlenemeyeceği kesin. Bu durumun farkında olan çok sayıda üreticinin hâlâ küçük boyutlu algılayıcılarda ısrar etmesinin nedeni bir teknoloji sorunu değil; söz konusu sorunları fotoğrafçılara yaşatmama düşüncesi.</p>
<p><span style="color:#ff6600;">Kaynak:</span> <span style="color:#006600;">Emre İkizler</span> ATLAS DERGİSİNİN İNTERNET SİTESİNDEN ALINTIDIR</p>
<p><img border="0" src="http://www.fotografkiraathanesi.com/wp-content/uploads/2008/09/fk_bar3.jpg" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fotografkiraathanesi.com/pikselin-onemi-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fotograf Tekniktir&#8230;</title>
		<link>http://www.fotografkiraathanesi.com/fotograf-tekniktir/</link>
		<comments>http://www.fotografkiraathanesi.com/fotograf-tekniktir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Feb 2008 07:55:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>b@ni</dc:creator>
				<category><![CDATA[GENEL]]></category>
		<category><![CDATA[MAKALELER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fotografkiraathanesi.com/2008/02/13/fotograf-tekniktir/</guid>
		<description><![CDATA[ Yıldız Teknik Üniversitesi Öğr. Gör. Tülay ÇELLEK&#8217;in bir makalesi
Fotoğrafta Tülay Çellek , Ara Güler&#8217;le birlikte görülüyor
Fotograf Tekniktir&#8230;
Sözünün Yaşamdaki Görüntüsü Üzerine Bir Deneme
İnsanın yaşamındaki teknik, tekniğin yaşamındaki gelişme insana neler sağladı ve neler götürdü? Diyelim ki fotoğraf insanları zengin etti, mutlu etti, belgeledi, gerçeği olduğu gibi yansıttı yada insanın gerçeğini gösterdi. Gören beni ne kadar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px;" alt="Tülay Çellek, Ara Güler ile" src="http://www.fotografkiraathanesi.com/wp-content/uploads/2008/02/tulaycellek_k.jpg" border="0" /> <em>Yıldız Teknik Üniversitesi Öğr. Gör. Tülay ÇELLEK&#8217;in bir makalesi</em><br />
<em>Fotoğrafta Tülay Çellek , Ara Güler&#8217;le birlikte görülüyor</em></p>
<p><strong>Fotograf Tekniktir&#8230;</strong><br />
Sözünün Yaşamdaki Görüntüsü Üzerine Bir Deneme</p>
<p>İnsanın yaşamındaki teknik, tekniğin yaşamındaki gelişme insana neler sağladı ve neler götürdü? Diyelim ki fotoğraf insanları zengin etti, mutlu etti, belgeledi, gerçeği olduğu gibi yansıttı yada insanın gerçeğini gösterdi. Gören beni ne kadar kullandı ya da verdi fotoğrafı malzeme yapanlar. Sanatsa söz konusu olan beğenilerime yada ummadıklarıma hitap etti. Bir an umutlandırdı ya da farklı duygular yaşattı.</p>
<p>Fotoğraf neler için kullanılmadı ki? Tarih yazımında illüstrasyon oldu. 1830larda Fransa&#8217;da keşfedilip gelişim sürecinde resmin tanıklık vazifesine el attı. Gerçekliğin göz önünde canlanmasını sağladı. Bu arada salt resmin, gravürün, litografinin değil sözün de yerini aldı ayrıca bizim geçmişimizi, anılarımızı ve anlarımızı anımsatan bir vasıta oldu. Tarihte önemli rol oynadığı da kesindir. İnsan yaşamındaki katkılarından biri de görsel algıyı tamamlamış olmasıdır. Reklamların yaşantımızdaki yeri hele günümüzde tartışılmaz boyuta geldi adeta. Vasıtası da fotoğraf oldu. Sanatsal tavrın yanında tarihe tanıklık etmek kadar bilime de tanıklık etti.</p>
<p>Yaşantımızdaki otoritelerden biri oldu çıktı karşımıza fotoğraf. İnsandaki değişimi, yaşamdaki değişimi, sanattaki değişimi, bilimdeki değişimi gösteren bir teknik oldu. En önemlisi de belki yeni dostlukların başlamasının nedenidir. Devam ettirmek size kalmış. Ya basındaki yeri. Başlı başına bir roman. Bazıları amatörce gönlünü tatmin etti, bazıları da profesyonelce kesesini doldurarak yaşamını fotoğrafla sağladı. Fotoğraf canlandırmadır , yaşamın, geçmişin, duyumların, her şeyin saptamasıdır . Fotoğrafla yaşamı paylaşmak; insanların neşesini, hüznünü, ruhunu, acısını yaşamak Şiirsi insanlarla karşılaşmak, öfkeyle barışmak, gölgelerde ışığı, ışıkta gölgeyi aramak, bulmanın da sevincini yaşamak. Değişkenliği yaşamak, güzelliği, içtenliği bulmak. Düğmeye basmak, ne için? Bir savaşımı başlatmak adına. Anıyı, anı noktalamak adına, beyindeki, yüreğindeki duyumları aktarmak adına. İşte insanın makine vasıtasıyla ulaşmak istediklerine düğmeyi basma ve fotografik bir açıklama&#8230;</p>
<p>İnsanca duyuma makinenin katkısıdır fotoğraf. Bilgimi canlı tutmada fotoğrafın işlevi anılarımı, araştırmalarımı gerçekleştirmesi nedeniyle tartışılmaz doğrusu. Fotoğraf bir anlatım biçimidir. Biri duyumsadıklarını, gördüklerini boyayla yapıyor, diğeri taşla mermerle, biri sözle,sesle, bir başkası da fotografi malzemesiyle. Önemli olan seçtiklerimizde birliği sağlamak, sanatın kendi dilini doğru kullanmak, hangi malzemeyi kullanırsanız kullanın. Çünkü yöntem sizin kişiliğinizin bir tercihi bir göstergesidir. Farklılık burada başlar, yaratıcılıkta. Yaşamın şiirini, kalıcılığın büyüsünü, sonsuzluğun istemini, bir şey yaratmanın çekiciliğini resimlemek, fotoğraflamak ben de varımın göstergesini tercih edilenlerle gerçekleştirmektir asıl olan.</p>
<p>Yapılanlar, insanlığın başlangıcından günümüze kadar geçirilen evrelerin buluntularından kaynaklanmıştır. Anlatım değişimlerini belirleyen bilimsel ve sanatsal gelişmeler olmuştur. Ama aynı zamanda bu anlatımlarda hissedilen, arzulanan, gereksinme duyulan, beklenen, eksikliklerde bilimin ilerlemesine, sanatın farklı boyutlara taşınmasına kısaca yaratıcılığa neden olmuştur. Yani etkileşim karşılıklıdır. Bu nedenle bilim ve sanat nereye gidiyor değil, insanlık nereye gidiyor diye bakmak gerekir.</p>
<p>Fotoğrafın bağlantıları, resim, grafik, sinemadır ya söyledikleri&#8230; Anılar, kendimiz, doğa, sosyal, politik, eğitsel araç, belge, boş vakitleri değerlendirme, dekorasyonda kullanma, moda, sanatsal bağlamda yorum yapma, para kazanma-profesyonellik, amatörlük, reklam-güçlenme aracı, sergileme, yarışmalara katılma, saydam gösterileri yapma, seminer konusu, kurs, basın, kitap-dergi, dernekleşme, bilimsel fotoğraf&#8230;Fotoğraf önce resmin yerini aldı. Sonra bilime el attı, bu arada belgeledi ama yetmedi ve insan duyumları için sanata da el attı fotoğraf tekniğini kullananlar. Öteki insanların deneyimlerini sundu bize fotoğraf tarih boyunca ve geçmişi de günümüze taşıdı böylece. Hayalleri gerçek yaptı.</p>
<p>Yazın dünyasında da önemli rol oynadı, makaleyi destekleyen fotoğraflar, yada makalenin yerine geçen fotoğraflar. Bir haberleşme biçimi oldu kitle haberleşmesini sağlayarak. Başlı başına bir fotoğraf endüstrisi kuruldu. Vesikalık fotoğraf çekenlere, düğünlere, mahkemelere tanıklık etti. Kısacası geçim kaynağı oldu. Kendi gerçeğimizi ortaya koydu. Çünkü fotoğraf kendini ifadenin bir yolu, bir yaratmasıdır. Sanatlar birbirinden etkilenmiş. İnsanlar felsefelerini, görüşlerini, duyumlarını seçtikleri malzemeyle yorumlamışlar, gerçekleştirmişlerdir. Fotoğraf silahtır. Herkes bu silahı kendi istemleri, amaçları doğrultusunda kullanır. Beni ilgilendiren ise insanların duyumları, felsefeleri, bilgi, başka yaşamlar&#8230; İşte fotoğrafın bana ulaştırdıkları&#8230;</p>
<p>Evet &#8220;fotoğraf tekniktir&#8221; ve bu tekniğin bendeki görüntüsü de budur.</p>
<p><strong>Kaynak &#8211; Yıldız Teknik Üniversitesi Öğr. Gör. Tülay ÇELLEK<br />
Elektronik Posta Adresi : tcellek@yildiz.edu.tr</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fotografkiraathanesi.com/fotograf-tekniktir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İlk Fotoğraf &#8211; Fotoğrafın kısa tarihi</title>
		<link>http://www.fotografkiraathanesi.com/ilk-fotograf-fotografin-kisa-tarihi/</link>
		<comments>http://www.fotografkiraathanesi.com/ilk-fotograf-fotografin-kisa-tarihi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Feb 2008 11:31:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>arıktekin</dc:creator>
				<category><![CDATA[GENEL]]></category>
		<category><![CDATA[MAKALELER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fotografkiraathanesi.com/2008/02/11/ilk-fotograf-fotografin-kisa-tarihi/</guid>
		<description><![CDATA[Fotoğrafın basit anlamda bilinen ilk fikirleri Sümerler&#8217;e kadar uzanan şu ana ilkeye dayanıyordu: “Karartılmış bir odanın duvarında küçük bir delik açılırsa, dışarıdaki görüntü karşı duvara ters olarak düşer.”
Rönesans devri sanatçıları tarafından bulunduğu iddia edilen Karanlık Kutu-Camera Obscura&#8217;nın (Dark Room, Dark Box veya Dark Chamber da denmektedir) icadında temel fikrin 965-1039 yılları arasında Mezopotamya&#8217;da yaşamış Arap [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Fotoğrafın basit anlamda bilinen ilk fikirleri Sümerler&#8217;e kadar uzanan şu ana ilkeye dayanıyordu: “Karartılmış bir odanın duvarında küçük bir delik açılırsa, dışarıdaki görüntü karşı duvara ters olarak düşer.”<br />
Rönesans devri sanatçıları tarafından bulunduğu iddia edilen Karanlık Kutu-Camera Obscura&#8217;nın (Dark Room, Dark Box veya Dark Chamber da denmektedir) icadında temel fikrin 965-1039 yılları arasında Mezopotamya&#8217;da yaşamış Arap bilim adamı İbn al-Haytham&#8217;a ait olduğu batılı kaynaklarda da yer almaktadır. Latince&#8217;de  Alhacen veya Alhazen olarak bilinen İbn al-Haytham, yaşamı boyunca anatomi, astronomi ve mühendislikle yoğun olarak uğraşmış bunun yanı sıra, matematik, mekanik, tıp, optik ve fizik de ilgisini çekmiştir. Optik üzerine yazdığı bir kitabı bulunmaktadır.<br />
Onyedinci yüzyılda ressamlar bu buluştan yoğun olarak yararlanmaya başladılar. Bunun üzerine Camera Obscura geliştirildi ve görüntünün arkadaki buzlu cam üzerine düşürülmesi sağlandı. Amaç, gözle görüleni doğru olarak kağıda aktarmaktı. Sonraları deliğe mercek takılarak, bir ayna yardımıyla da görüntü yukarıya alınan buzlu cama yansıtıldı. Ondokuzuncu yüzyıla ulaşıldığında. Ondokuzuncu yüzyıla ulaşıldığında Camera Obscura gelişmiş ve yaygın olarak kullanılan bir araçtı. 19. yüzyılın hemen başlarında Thomas Wedgewood, beyaz bir deriyi gümüş nitrat eriyiğine batırarak üzerinde siyah mürekkep olan bir camın altına yerleştirdi. Işık, gümüşü karartarak negatif bir görüntü oluşturdu. Ancak Wedgewood reaksiyonu durduracak, gümüşün kararmasını önleyecek bir yol bulamamıştı. 1727’ de Alman doktor Johann Heinrich Schulze, tebeşir tozu ve gümüş nitrat sürülmüş bir kağıt üzerine bir şekil konulup güneşe tutulduğu takdirde, kağıt üzerinde bu şeklin görüntüsünün meydana geldiğini ispatlamıştır. O zamana kadar gümüş tuzlarının ışık etkisi ile değil ısıtılmakla değişime uğradığını düşünüyorlardı.<br />
Optik ve mekanik yollarla elde edilen görüntülerin kimyasal yöntemlerle saptanması ilk olarak Fransız Joseph Nicephore Niepce tarafından 1826 yılında gerçekleştirilmiştir. Niepce, görüntü elde etmek için üzeri katran türevi bir madde ile kaplanmış pirinç levha üzerinde litografi malzemelerini kullandı. Sekiz saatten fazla bir süre pozlama yaptıktan sonra sertleşmemiş bölgeleri lavanta yağı içerisinde yıkayarak çıkardı. Sonuçta ışıktan etkilenmeyen bir görüntü elde etti. Tonlar çok kötü değildi ama iyi bir ayrıntı alınamamıştı.</p>
<p>Tarihte bilinen ve yaşayan ilk fotoğraf 8 saat pozlama ile elde edilen Fransız Joseph Nicephore Niepce&#8217;ye aittir. Bu fotoğraf 1826&#8242;da odasının pencerinden çekilmiştir.</p>
<p><img src="http://www.fotografkiraathanesi.com/wp-content/uploads/2008/02/firstphoto_niepce.jpg" alt="Bilinen en eski ilk fotoğraf / Joseph Nicephore Niepce" /></p>
<p><strong>1839</strong>- Niepce ile ortaklığa giren ve optikçilerden elde ettiği merceklerle daha nitelikli objektifler yapan Daguerre, ışıklandırma süresini 3 dakikaya indirdi. Ve nihayet 19 Ağustos 1839&#8242;da buluşunu tüm dünyaya &#8220;Daguerreotype&#8221; adıyla duyurdu.</p>
<p>Daguerre ile aynı tarihlerde çalışmalarını sürdüren İngiliz William Henry Fox Talbot, görüntü elde etmede negatif-pozitif yöntemini ortaya çıkararak aynı görüntünün birden çok baskısının yapılmasını sağlamıştır. İcat ettiği sisteme eski Yunanca “Calos” (Güzel) dan gelen <strong>Calotype </strong>adını vermiştir.</p>
<p>1839&#8242;da Sir John Herschell fotografçılık için ışık yazısı anlamına gelen “photography” sözcüğünü kullanmıştır.</p>
<p><strong>1871</strong>- Islak levha yönteminden kaynaklanan çalışma güçlükleri 1871&#8242;de İngiliz Richard Maddox tarafından gümüş bromürün kullanmasıyla aşılmıştır. Böylelikle ilk duyarlı, kuru cam negatiflerin kullanılmasıyla fotografçılığın etki alanı genişlemiş, ışıklandırma süresi 1/25 saniyeye düşmüştür.</p>
<p>Bilinen ve yaşayan ilk renkli fotoğraf Louis Ducos du Hauron tarafından 1872&#8242;de çekilmiştir.</p>
<p><img src="http://www.fotografkiraathanesi.com/wp-content/uploads/2008/02/first-color-photograph.jpg" alt="Bilinen ve yaşayan ilk renkli fotoğraf / Louis Ducos du Hauron 1872" /></p>
<p><strong>1873 </strong>- Jelatin film yayılmaya başlayınca gelişim yeniden hızlandı. Driffiel ve Hurter ışığın film üzerindeki etkilerini ölçtüler ve film banyosunda zaman ve ısı yöntemini uygulamaya başladılar. 1873 yılında ise Herman Vogel, emülsiyonların bazı renklere boyandığı zaman başka renklere karşı duyarlı olduğunu buldu.</p>
<p><strong>1889 </strong>- George Eastman, 1889’da ilk defa rulo haline getirilmiş filmleri tanıttı. Bu filmlerde emülsiyonlar esnek selüloid bir taban üzerine sürülü olarak hazırlanmıştı. Eastman, “Kodak” adını verdiği ve 100 poz çekebilen fotograf makinelerini piyasaya çıkardığında sloganı “Siz deklanşöre basın, gerisini biz hallederiz” idi. Fotograflar çekildikten sonra makine fabrikaya gönderiliyor ve film değiştirilip yeni film takılarak sahibine iade ediliyordu.</p>
<p><strong>1910 </strong>- Avrupa&#8217;da Agfa, Amerika&#8217;da ise Kodak firmaları aynı yıllarda renkli film üzerine araştırmalarını sürdürdü ve 1910 &#8216;da Agfa, 1914 &#8216;de ise Kodak, üzerinde üç temel rengi taşıyan film tabanını üretti. 1942 &#8216;de ise Agfa firması, renkli saydam (reversal) filmi üretmiştir. Çekimin yapıldığı duyarkatlı taban üzerinde pozitif görüntü oluşturan bu filmlere diyapozitif (Saydam) denilmektedir ve günümüzde çok çeşitli amaçlarla kullanılmaktadır.</p>
<p>Teknolojik gelişmenin bir sonucu olan fotograf, kendini oluşturacak bilimsel çalışmaların sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu yöndeki bilgilerin neredeyse ikibin yıldan fazladır biliniyor olmasına rağmen uygulamaya başlanması ve bu günkü baş döndürücü gelişim hızına ulaşması son 160 yılın ürünüdür. Her çalışma, kendini bir adım daha ileriye götüren bir diğer çalışmayı oluşturmuş ve başlangıçta 8 saat olan pozlama süresi 1/12000 saniyeye kadar indirilmiştir.</p>
<p>Kaynak:Fotografın Kitabı-Mevsimsiz Yayınları/Mayıs 2006</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fotografkiraathanesi.com/ilk-fotograf-fotografin-kisa-tarihi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mutlu Yıllar</title>
		<link>http://www.fotografkiraathanesi.com/mutlu-yillar/</link>
		<comments>http://www.fotografkiraathanesi.com/mutlu-yillar/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 29 Dec 2007 13:04:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>arıktekin</dc:creator>
				<category><![CDATA[GENEL]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fotografkiraathanesi.com/2007/12/29/mutlu-yillar/</guid>
		<description><![CDATA[
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.fotografkiraathanesi.com/wp-content/uploads/2007/12/fk2008.jpg" alt="Mutlu Yıllar Hoşgeldin 2008" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fotografkiraathanesi.com/mutlu-yillar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İyi haftalar</title>
		<link>http://www.fotografkiraathanesi.com/iyi-haftalar-2/</link>
		<comments>http://www.fotografkiraathanesi.com/iyi-haftalar-2/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 Dec 2007 22:58:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>arıktekin</dc:creator>
				<category><![CDATA[GENEL]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fotografkiraathanesi.com/2007/12/24/iyi-haftalar-2/</guid>
		<description><![CDATA[Haftaya başlarken, size yine internet kaynaklarından bir &#8220;kıssadan hisse&#8221; ile iyi haftalar demek istedim.
İş yaşamında önemli yerlere gelmiş bir grup eski mezun arkadaş, üniversitedeki hocalarından birini ziyarete gitmişler. Eski anılar konuşulmuş sohbet koyulaşmış ve konu işin yarattığı strese ve hayatın zorluklarına gelmiş. Tabii tüm gençler dertli ve stresli.
Yaşlı hoca ziyaretçilerine kahve ikram etmek üzere mutfağa [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Haftaya başlarken, size yine internet kaynaklarından bir &#8220;kıssadan hisse&#8221; ile iyi haftalar demek istedim.</p>
<blockquote><p>İş yaşamında önemli yerlere gelmiş bir grup eski mezun arkadaş, üniversitedeki hocalarından birini ziyarete gitmişler. Eski anılar konuşulmuş sohbet koyulaşmış ve konu işin yarattığı strese ve hayatın zorluklarına gelmiş. Tabii tüm gençler dertli ve stresli.<br />
Yaşlı hoca ziyaretçilerine kahve ikram etmek üzere mutfağa gitmiş ve değişik boy, renk ve kalitede birçok fincanın bulunduğu bir tepsiyle geri dönmüş.<br />
Kimi porselen, kimi seramik, kimi cam, kimi plastik olan fincanları ve kahve termosunu masaya koyup, gençlere kahvelerini oradan almalarını söylemiş. Tüm eski öğrenciler kahvelerini alıp koltuklarına döndüğünde hocaları onlara şunu söylemiş;<br />
“Farkına vardınız mı bilmem, zarif görünümlü, güzel, pahalı fincanların hepsi alındı, masada yalnızca ucuz ve basit görünümlü fincanlar kaldı.<br />
Elbetteki kendiniz için en güzelini istemek ve onu almak çok normal, ama işte bu demin bahsettiğiniz problemlerinizin ve stresin nedeni. İstediğiniz fincan değil, kahve iken, bilinçli olarak her biriniz diğerinin aldığı fincanı gözleyip daha iyi olanı almaya uğraştı.<br />
Yaşam kahve ise, iş, para ve mevki de, fincandır.<br />
Bunlar yalnızca yaşamı tutmaya yarayan araçlardır, ama yaşamın kalitesi buna göre değişmez.<br />
Bazen yalnızca fincana odaklanarak , içindeki kahvenin zevkini çıkarmayı unutabiliyoruz.”</p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fotografkiraathanesi.com/iyi-haftalar-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İyi Bayramlar&#8230;</title>
		<link>http://www.fotografkiraathanesi.com/iyi-bayramlar/</link>
		<comments>http://www.fotografkiraathanesi.com/iyi-bayramlar/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Dec 2007 12:31:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>arıktekin</dc:creator>
				<category><![CDATA[GENEL]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fotografkiraathanesi.com/2007/12/19/iyi-bayramlar/</guid>
		<description><![CDATA[FOTOĞRAF KIRAATHANESİ, Bayramınızı kutlar, sağlık, huzur ve mutluluklar diler&#8230;

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.flickr.com/groups/fotograf-kiraathanesi/">FOTOĞRAF KIRAATHANESİ</a>, Bayramınızı kutlar, sağlık, huzur ve mutluluklar diler&#8230;</p>
<blockquote><p><img src="http://www.ariktekin.com/flickr/bayram.jpg" /></p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fotografkiraathanesi.com/iyi-bayramlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İyi haftalar</title>
		<link>http://www.fotografkiraathanesi.com/iyi-haftalar/</link>
		<comments>http://www.fotografkiraathanesi.com/iyi-haftalar/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 Dec 2007 11:30:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>arıktekin</dc:creator>
				<category><![CDATA[GENEL]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fotografkiraathanesi.com/2007/12/03/iyi-haftalar/</guid>
		<description><![CDATA[Bir süredir internet ortamında dolaşan bu hikâyeyi sizlerle burada paylaşmak istiyorum. Kıssadan hisse&#8230;
***
Usta bir ressamın öğrencisi eğitimini tamamlamış.
Büyük usta, öğrencisini uğurlamış.
Çırağına,
&#8211; “ Yaptığın son resmi, şehrin en kalabalık meydanına koyar mısın” demiş.
&#8211;“ Resmin yanına kırmızı bir kalem bırak. İnsanlara, resmin  beğenmedikleri yerlerine bir çarpı koymalarını rica eden bir yazı iliştirmeyi de unutma” diye ilave [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir süredir internet ortamında dolaşan bu hikâyeyi sizlerle burada paylaşmak istiyorum. Kıssadan hisse&#8230;</p>
<p>***<br />
Usta bir ressamın öğrencisi eğitimini tamamlamış.<br />
Büyük usta, öğrencisini uğurlamış.<br />
Çırağına,<br />
&#8211; “ Yaptığın son resmi, şehrin en kalabalık meydanına koyar mısın” demiş.<br />
&#8211;“ Resmin yanına kırmızı bir kalem bırak. İnsanlara, resmin  beğenmedikleri yerlerine bir çarpı koymalarını rica eden bir yazı iliştirmeyi de unutma” diye ilave etmiş.</p>
<p>Öğrenci, birkaç gün sonra resme bakmaya gitmiş.<br />
Resmin çarpılar içinde olduğunu görmüş. Üzüntüyle ustasının yanına dönmüş.<br />
Usta ressam, üzülmeden yeniden resme devam etmesini önermiş. Öğrenci resmi yeniden yapmış.<br />
Usta, yine resmi şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş.<br />
Fakat bu kez yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde boya ile birkaç fırça koymasını söylemiş.<br />
Yanına da, insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı bırakmasını önermiş.<br />
Öğrenci denileni yapmış. Birkaç gün sonra bakmış ki, resmine hiç dokunulmamış. Sevinçle ustasına koşmuş.<br />
Usta ressam şöyle demiş:<br />
&#8211;&quot;İlkinde, insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşılabileceğini gördün. Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı.<br />
İkincisinde, onlardan yapıcı olmalarını istedin.<br />
Yapıcı olmak eğitim gerektirir. Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye cesaret edemedi.</p>
<p><b>* Bilmeyen ve bilmediğini bilen çocuktur, ona öğretin.<br />
* Bilen ve bildiğini bilmeyen uykudadır, onu uyandırın.<br />
* Bilmeyen ve bilmediğini bilmeyen aptaldır, ondan sakının.<br />
* Bilen ve bildiğini bilen öncüdür, onu izleyin.</p>
<p>* Emeğinin karşılığını,ne yaptığını bilmeyen insanlardan alamazsın.<br />
* Değer bilmeyenlere sakın emeğini sunma.<br />
* Asla bilmeyenle tartışma.<br />
</b></p>
<p>Hepinize iyi haftalar diliyorum.</p>
<p>.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fotografkiraathanesi.com/iyi-haftalar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>IŞIĞA YÜRÜYENLER VE sinekler(!)</title>
		<link>http://www.fotografkiraathanesi.com/isiga-yuruyenler-ve-sinekler/</link>
		<comments>http://www.fotografkiraathanesi.com/isiga-yuruyenler-ve-sinekler/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Nov 2007 11:32:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>arıktekin</dc:creator>
				<category><![CDATA[GENEL]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fotografkiraathanesi.com/2007/11/26/isiga-yuruyenler-ve-sinekler/</guid>
		<description><![CDATA[Bugün, posta kutuma gelen bir hikâyeyi sizlerle burada paylaşmak istiyorum.
***
ARILAR  VE SiNEKLER
Bir gurup arıyla bir grup sineği aynı şişeye koyuyorlar.
Şişenin taban tarafını ışığa doğru, açık olan ağız kısmını da karanlığa doğru yerleştiriyorlar. Arıların hepsi ışık olan tarafa doğru üşüşüyor .
Ama şişenin tabanı cam ve onların da yabancısı olduğu bir madde olduğundan çıkmayı başaramıyorlar.
Bu arada [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün, posta kutuma gelen bir hikâyeyi sizlerle burada paylaşmak istiyorum.</p>
<p>***<br />
<b>ARILAR  VE SiNEKLER</b></p>
<p>Bir gurup arıyla bir grup sineği aynı şişeye koyuyorlar.<br />
Şişenin taban tarafını ışığa doğru, açık olan ağız kısmını da karanlığa doğru yerleştiriyorlar. Arıların hepsi ışık olan tarafa doğru üşüşüyor .<br />
Ama şişenin tabanı cam ve onların da yabancısı olduğu bir madde olduğundan çıkmayı başaramıyorlar.<br />
Bu arada sinekler, şişenin ağzına doluşuyorlar ve<br />
karanlıkta dışarı çıkıp kayboluyorlar..<br />
Ağzı açık olan şişeden karanlık tarafa doğru tek bir arı bile gelmiyor.<br />
Camın önünde ışığa doğru çabalarına devam ediyorlar&#8230;</p>
<p>İnsanın aklına hemen arıların akılsızca davrandıkları geliyor<br />
Arıların ne kadar akıllı varlıklar olduğunu hepimiz biliyoruz.<br />
Sinekler ise malum hayvanlar.</p>
<p>Arılar ne kadar temizse adı üstünde, sinekler de o kadar pis.</p>
<p>Arılardan korkarız bizi sokarlar diye ama, <b>sineklerden midemiz bulanır. </b><br />
Evet, ışığa doğru yürüyenlerin önünde her zaman engeller olacaktır kuşkusuz.</p>
<p>Onlar, engellere rağmen ışıktan vazgeçmeyenlerdir.<br />
Ne tür engel olursa olsun önlerinde, çabalarını sürdürenlerdir.<br />
Ve bu uğurda da gerektiğinde ölebilenlerdir.</p>
<p><b>Yürek, azim, sevgi, ilkeler, dürüstlüktür bunu yaptıran.</b></p>
<p>Kendine saygı, yasadığı topluma saygıdır.<br />
<b>Sinekler, karanlıkta sıvışan kaçaklardır. Karanlığa yürüyenlerdir.</b><br />
Şişenin ağzının karanlığa açılmasının onlarca hiç bir önemi yoktur .<br />
 <b>Sinsi, ilkesiz, yüreksiz, korkak varlıklardır. </b><br />
Sadece kendi yaşamları söz konusudur.<br />
Nerede yemek varsa, nerede rahat yasayacaklarsa,<br />
oraya giderler.<br />
Onlar için karanlık olması önemli değildir açık ağızların.</p>
<p>Arıyı kovalamak isterseniz savaşır. Engellere aldırmaz. Amacı sadece ışığa ulaşmaktır. İğnesini sapladığında öleceğini bilerek savaşır.</p>
<p>Ve değerleri için ölür.</p>
<p>Ama sinekler kaçarlar. <b>Sonra yılışık yılışık tekrar dönerler kovaladığınız yere. Yemeklerinize, kollarınızın üstüne tünerler. Pis ayaklarıyla ezerler yaşadığımız her yeri.</b></p>
<p>ENGELLERE RAĞMEN IŞIĞA YÜRÜYENLERE,<br />
IŞIĞA ULAŞMAK İÇİN ÇABALAYANLARA,<br />
IŞIK SAÇANLARA</p>
<p>SEVGİLER, SAYGILAR&#8230;&#8230;.<br />
.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fotografkiraathanesi.com/isiga-yuruyenler-ve-sinekler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
